MEMLEKETİM ÜZERİNE GÖRÜŞ VE DÜŞÜNCELERİM
1- MEMLEKETİMİN KIYMETİNİ BİLİN
Gurbette olmak zor, gurbette olmak farklı bir duygu. Ancak, gurbette olduğu hâlde, memleketi yaşamak da mümkün. Biz de gurbetteyiz hayli zamandır. Yılda bir kez doya doya yaşamak durumundayız. Gurbette olanların her zaman, memlekette olanlara göre çok açık bir farkı ve çok bariz bir özelliği vardır. Bu “memleketin kıymetini biraz daha fazla bilmektir.” Lafım, yanlış anlaşılmasın, memlekette olanlar, memleketlerinin sorunlarına duyarsızdır ve ilgisizdir demek istemiyorum. Bir veciz sözde belirtildiği üzere, “ol mahiler ki, derya içindedir, deryayı bilmezler” demek istiyorum. İnsan, bir şeyin kıymetini ancak elinden çıktığı zaman ya da ondan uzakta kaldığı zaman anlar. Kısacası bu bir anlama meselesidir.
Ben bir gurbet akşamında duygulandım ve aşağıdaki şiiri döktüm içimden. Yine yaz ayları geldi ve benim memleketime gelme vakti geldi anlaşılan. Belki de geçmiştir. Eskiden Haziran ayında memleketime damlardım. Bu sefer geciktim. Geciktim de bir şiir tutturdum. Bu şiirimi www.kentmaras.com aracılığıyla sizlere sunmak istedim. İşte şiirim.
KIYMETLİDİR MEMLEKETİM
Bir yer var içimde, yüreğimde,
Ayrı bir yer tutmuş belleğimde.
Düşlerimde bile adını sayıklarım,
Kâlbimin içinde özenle saklarım.
Ben gurbetteyim, siz kıymetini bilin,
Görmeyenler, siz de görmeye gelin.
Ahır Dağı, Aksu Çayı, nice barajı var,
Ormanı, yaylası, Kafarlı’da bağı var,
Biberi, pamuğu, verimli ovası var,
Dünyalar tatlısı dondurması var.
Ben gurbetteyim, siz kıymetini bilin,
Görmeyenler, siz de görmeye gelin.
Dillerden düşmeyen ünü var, şanı var,
Gözüpek, korkmaz kahraman insanı var,
Nice evliyası, hocası, okuyanı, yazanı var,
Şairi, yazarı, diyar diyar gezen ozanı var.
Ben gurbetteyim, siz kıymetini bilin,
Görmeyenler, siz de görmeye gelin.
Ayrı kaldım İlimden, nice zaman oldu,
Bak işte, yine gözlerime yaş doldu,
Bu ayrılık, ne zaman son bulacak?
Selam gönderiyorum kucak kucak.
Ben gurbetteyim, siz kıymetini bilin,
Görmeyenler, siz de görmeye gelin.
Duygulandım hüzünlendim işte,
Deniz gibi coştum, kabardım.
Ah bir yol bulsam bu gurbette,
Yalnız memleketime koşardım.
Ben gurbetteyim, siz kıymetini bilin,
Görmeyenler, siz de görmeye gelin.
Ahmet SANDAL
2- BİR MEMLEKET VAR
Bir yer var içimde, yüreğimde,
Çocukluğumdan nice iz saklar.
Ayrı bir yer tutmuş belleğimde,
Düşlerimde bile adını sayıklar.
Bir memleket var, üç heceli,
Düşünür oldum gündüz geceli.
Ziyaret Tepesi, Aksu Çayı, Barajı var,
Yeşillikler içinde ovası var, dağı var,
Dillerden düşmeyen ünü var, sanı var,
Bunlardan öte dost canlısı insanı var.
Bir memleket var, Maraş diyarında,
Değeri yirmidört altın ayarında.
Ayrı kaldım, nice zaman oldu,
Bu ayrılık ne zaman son bulacak?
Bak işte, yine gözlerime yaş doldu,
Selam gönderiyorum kucak kucak.
Bir memleket var, beni bekler,
Bu gurbet, derdime dert ekler.
Duygulandım hüzünlendim işte,
Deniz gibi coştum, kabardım.
Ah bir yol bulsam bu gurbette,
Yalnız memleketime koşardım.
Bir memleket var, Pazarcık’tır adı,
Hiç silinmez aklımda hatırası, yâdı.
Ahmet SANDAL
3- KAHRAMANMARAŞ VE CEVİZ
Yıllık iznimi yine memleketim Kahramanmaraş’ta kullanıp Ankara’ya döndüm. İzin dönüşü şöyle bir düşündüm. Ne kaldı aklımda izinden? Başta Ramazan ve Bayram neşesi ve sevinci elbet. Bu pek tabidir ve her sene yaşanan kutsal bir sevinçtir. Bu açıdan normaldir. Başka ne kaldı aklımda diye düşündüm. Akrabalarımızla ve arkadaşlarımızla birlikte katıldığımız güzel iftar yemeklerinin hatırası kaldı. Kahramanmaraşspor ile İskenderun DÇ Spor maçı da kaldı aklımda. İzlemek nasip oldu. Maç heyecanlı geçti. Ayrıca, Kilis Üniversitesindeki ziyaretimiz aklıma geldi.
Elbette izinden birçok hatıra kaldı aklımda. Hepsini bir bir yazmaya gerek yok. Zaten yer de yok.
Bir de nefis, leziz cevizler kaldı aklımda. Bilen biliyor, tadan anlıyor, Kahramanmaraş’ta ceviz demek lezzet demek. Kahramanmaraş’ta ceviz demek fark demektir. Bu izinde, daha yeni olmuş, firik dediğimiz cinsten cevizden tutun da, olmuş cinsten nefis, leziz cevizler yedim memleketim Kahramanmaraş’ta. Yemekle kalmadım, ceviz konusuyla hasbelkader ilgilendim ve ceviz üreticileriyle, ve ayrıca, ceviz yetiştiriciliğine önem veren kişilerle hasbıhal ettim.
Ceviz konusunda candan ilgilenen Ressam Hemşehrim Memik KİBARKAYA ki, kendisi Kahramanmaraş ve özellikle Pazarcık Dağlarında yüz binlerce ceviz ağacı görme hayaliyle yaşıyor. Diyor ki, “şu kesmeler (Pazarcık diyarında çok sık bulunan maki türü bir ağaççık) ne işe yarıyor? Sökelim ve yerine ceviz dikelim, badem dikelim ve Antep fıstığı dikelim.” Tabi bu sözü bir anda kabul etmek mümkün değil. O doğada o kesmeler yetişiyorsa, elbette tabiatın ona uygun bir şekilde yapısı sökonusudur. Allah’ın bahşettiği bu yapıyı değiştirmek mümkün değil. Bence kesmelikleri söküp de yerine ceviz ağacı dikmek yerine, boş ve atıl sahalara ceviz ağacı, Antep fıstığı ve badem dikelim. İşte bu fikir daha akılcı.
İzinde, Kahramanmaraş’taki ceviz potansiyelinin geliştirilmesine hizmet eden bir başka kişi, Değerli Hemşehrim İl Genel Meclis Üyesi Kazım DEMİRÖZ ile de hasbıhal ettim. İlimizin güzel ve şirin İlçesi Çağlayancerit’te 27.09.2009 günü gerçekleştirilen Ceviz Festivaline çağrıldım. Kazım DEMİRÖZ ısrar etti Ancak, katılmak mümkün olmadı. Çünkü o gün Ankara’ya dönüş için yoldaydım. Çağlayancerit İlçemiz havası, bol suyu ve iklimiyle cevize uygun bir coğrafya. Çok güzel ve iri ceviz yetiştiriliyor Çağlayancerit’te. Değerli Hemşehrim Lütfi ARAYAN da Pazarcık İlçemizde ceviz yetiştiriciliğine girişti. İlk fidanların dikim anını görmek bize de nasip oldu. Haydi hayırlısı.
Bu örnekleri niye verdim. Kahramanmaraş’ta ceviz yetiştiriciliği alanında bir heyecan var, bir potansiyel var. Bunu bizzat gördüm ve yaşadım. Evet, dört coğrafi bölgenin, yani, İç Anadolu, Akdeniz, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu Bölgelerinin kesiştiği yerdeki Kahramanmaraş İlinde, verimli toprak yapısı, zengin su varlığı ve temiz hava mevcuttur. Hepsi bir araya geldiğinde ve çiftçilerimizin de ilgisiyle birlikte, lezzetli, iri, güzel ve şifalı ceviz yetiştirilmektedir.
Şifa dedim de, ceviz, zekayı güçlendirir, dişleri beyazlaştırır ve kuvvetlendirir. Başta çocuklarımız olmak üzere herkes günde birkaç ceviz yemelidir.
Yazımın sonunda şunu da belirteyim. Ben ceviz konusunda bilim adamı ya da uzman değilim.Yalnızca gözlemlerimi yazdım. Kahramanmaraş ceviz yetiştiriciliği ve cevizleri hakkında daha fazla bilgi almak isterseniz, bu hususta, Kahramanmaraş Sütçüimam Üniversitesinden Dr. Mehmet ETYEMEZ’in bir makalesini salık veririm. Bu makaleyi, http://ciftci.ksu.edu.tr/dokumanlar/ceviz_ve_kahramanmaras.html internet adresinde bulabilirsiniz.
Ahmet SANDAL
4- KAHRAMANMARAŞ BÜYÜK BİR HASRET İÇİNDE BAKANINI BEKLİYOR
TBMM’ne Kahramanmaraş Milletvekili olarak girip de Bakanlık yapan en son Bakanımızın ismini hatırlayan var mı? Ben en son mudur, yoksa ondan sonra başka Bakanımız oldu mu bilmem de, “Kahramanmaraş ve Bakan” kelimeleri yan yana geldiğinde, yalnızca Sayın Mehmet SAĞLAM Bey’i hatırlıyorum. Bu durum birçok Hemşehrimiz için de geçerlidir. Öyleyse, Kahramanmaraşlı için, en son Bakan denilince, Milli Eğitim eski Bakanımız Sayın Mehmet SAĞLAM akla geliyor ki, O da, 1996 yılında Bakanlık yaptı. 2011’den 1996’ı çıkarırsanız 15 yıl eder ki, demek ki, 15 yıldır Kahramanmaraş’tan bir Bakan kabinede yer almamış. Bu da uzun bir dönemi gösterir ki, Kahramanmaraşlılar olarak, büyük bir hasretlik içerisindeyiz.
Evet, “Kahramanmaraş ve Bakan” kelimeleri yan yana geldiğinde, bir Sayın Mehmet SAĞLAM akla geliyor, bir de “hasretlik” akla geliyor. Hasretiz bir Bakan’a.
Kahramanmaraş’ımızın Bakan hasreti, Bakan özlemi 15 yıldır sürer gider. Artık, dayanma gücü kaldı mı bilinmez. Hemşehrilerimizin bu hasreti bağrına taş basan bir aşık, bir sevdalıya benzetilebilir. Acıyla kıvranıyoruz 15 yıldır. Bu acımızı, bu sızımızı Kahramanmaraşlılar olarak pek belli etmeyiz de, zaman zaman bu acı, bu sızı tekrar kendisini gösterir. Özellikle de, her yeni kabine açıklanmasının öncesinde, bu acı, bu sızı, adeta küllenen bir ateşin, bir rüzgarla yeniden alev alması gibi, tekrar yanmaya başlar. Kabuk bağlayan bir yaranın, bir darbeyle tekrar kanaması gibi acıtmaya başlar. (Bu sözlerimiz biraz dramatik bulunabilir. Bu sözcükleri dikkat çeksin diye özellikle seçtim. Zaten, yazımın başlığı da çok dramatik!)
İşte, bu günlerde yeni kabine açıklanması gündemde. 12 Haziran seçimleri geride kaldı. Kabine 10-15 gün içinde açıklanacak. Kabinede kimler olacak? Siyaset ve bürokrasi başta olmak üzere, toplumun genelinde bir heyecandır gidiyor. Kahramanmaraş’ımızda da ayrı bir heyecan var, 15 yıllık bir hasret var. Bakıyorum bunun için facebook’ta yazılar yazılıyor, yorumlar yapılıyor. Kahramanmaraş’ımızın yerel internet sitelerinde anketler düzenleniyor. Hemşehrilerimiz bunu devamlı olarak sohbetlerde gündeme getiriyor. Açıkçası, yoğun bir Bakanlık istek ve heyecanı var. Umarım bu sefer boşa gitmez bu kadar heyecan ve istek.
Şimdi, bazıları şunu diyebilir. Her memleketin Bakan çıkarması, o memleket için bir beklentidir ve bu istektir. Herkes bunu ister ve kendisinde hak görür. Buna bir itirazımız yok. Herkes ister de, Kahramanmaraşlı biraz daha fazla ister ve herkesten fazla olarak bu hakka sahiptir diye düşünüyorum. Birincisi uzun dönemdir Bakan beklentisi var. Bir de, sandıklardan birinci çıkan ve hükümeti kuracak olan Partiye, Türkiye çapında en fazla desteği vermiştir.
Evet, tekrar hatırlatmakta fayda var. Kahramanmaraş son seçimlerde %70’lik bir destek ile AK Parti’yi, yani hükümeti kuracak Parti’yi desteklemiştir. Bu, son seçimlerde, AK Parti’ye verilen en büyük destek anlamına geliyor. Böyle bir destek elbette bir ödül ister. O ödül bir Bakanlık’tır.
Kahramanmaraş’tan AK Parti 6 Milletvekili çıkarmıştır. Hepsi de birbirinden değerli ve Bakanlık görevine layıktır.
Şimdi, bu kadar istekli ve heyecanlı sözden sonra, “her şey kısmet, her şeyin hayırlısı” diyeceğim.
Bizim lügatimizde, “hırs, aşırılık ve ne olursa olsun, illa da olsun” gibi nasip ve kısmete aykırı sözler yer almaz. Bizim lügatimizde “hayırlı ve uğurlu” sözleri baştan başa yer alır. Biz her şeyin hayırlısını, uğurlusunu ve iyisini istiyoruz. Bunu kendi nefsimize, kendi çevremize ve kendi memleketimize istediğimiz gibi, tüm İnsanlık için de arzu ediyoruz.
Evet, hem kendimiz, hem de memleketimiz için, “Allah’tan her şeyin, iyisi, hayırlısı ve uğurlusunu istemekten başka bir çıkar yol yoktur.” Bunu sözlerimizin temeline yerleştirdikten sonra; “Kahramanmaraş ve Bakan” konusunu işleyen yazımı; “yakında açıklanır kabine, umarım hüsran ve umut kırıklığı olmaz yine” diyerek bitiriyorum.
Ahmet SANDAL
5- KSÜ ÖĞRENCİLERİNİN DOLMUŞ,HALK OTOBÜSÜ MACERALARI
Geçen gün, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi öğrencilerinden bir genç, şehir merkezinden Avşar Kampüsüne ulaşımları sırasında özel halk otobüsleri ve dolmuşlarda yaşadıklarını anlattı.
Önce ciddi bir havada başladı sohbet. Sonra öğrenci anlattı ben güldüm. Niye mi güldüm? Çünkü anlatan öğrenci de bu ulaşım sırasında yaşadıklarını trajikomik hale getirmişti. O anlattı ben güldüm. Adeta bir Kemal Sunal Filmi izliyor gibi gülmekten gözlerimden yaş geldi. Derler ya, “güleriz ağlanacak hâlimize.” Geçen gün o öğrenci evladımızın anlattıkları aynen öyleydi.
İşte anlattıklarından bir kısmını aşağıda Sizler için özetledim. Gülmeye (hayır gülmeye değil düşünmeye) hazırlanın:
1-Kahramanmaraş’ta şehir merkezinizden Avşar Kampüsüne giderken 1,15 TL verip tüm şehri bedava gezebilirsiniz. “Hayır, ben tüm şehri sokak sokak, cadde cadde gezmek istemiyorum” deme şansınız yok. Güzergah öyle ince detay belirlenmiş ki, girmedik sokak bırakmamışlar. Adeta sokakları, caddeleri küstürmek istememişler. Mesela Şeyhadil Mezarlığının önünden Yavuz 6’ya binen bir öğrenci, Avşar Kampüsüne varana kadar, İtfaiye’den itibaren, Bayındırlık, Adliye, Ulucami, Uzunoluk’tan yukarıya doğru, nice mahalle gezmektedir. Bu öğrenci sokaklara, caddelere gire çıka TEDAŞ’ın önüne geldiğinde nerdeyse yarım saatten fazla süre geçmektedir. Ancak, geçen bu süre içerisinde Avşar Kampüsünün ana yoluna bile çıkmamışlardır. Tali yollarda geçen bir ömür desek yeridir. Haaa, bu ara şunu da belirteyim. O güzergahtaki toplu taşıma şoförü girdiği cadde ve sokaktan bir türlü çıkmak da bilmiyormuş. Girdikleri ve çıktıkları sokak ve caddelerde bir insan gölgesi gördüklerinde bile duruyorlarmış şoförler. Yolda kendi halinde giden vatandaşları bile neredeyse zorla araca almaya kalktıklarını da anlattı öğrenci evladımız. Ben de “bu kadarı da fazla” dedim. Neyse, işin içinde şaka ve abartma da olsa, şurası bir gerçek ki, bir öğrencinin şehir merkezinden itibaren Avşar Kampüsüne ulaşması 60-70 dakikayı bulmaktaymış. Bu yolun normal bir güzergahta en fazla 20-25 dakika süreceğini söyleyebiliriz. Yazık, öğrencilerimize. Hayatlarının bir kısmı yolda geçiyor anlaşılan. Evet, şaka bir yana, bu yolculuğun tam bir çile olduğunu söyledi öğrenci evladımız.
2- Üniversite kampüsünde ikinci eğitim alan öğrencilerin dersleri akşam dokuz on sıralarında bitmektedir. Bu saatte çalışan toplu taşıma araçları kampüste adeta üç dört kez tur atıyorlarmış. Hatta öğrenciler şoföre takılarak, “abi yedile de tam bir tavaf olsun” diyorlarmış. Tam tur bitip çıkış kapısına geldiklerinde, kapıdaki güvenlik görevlisinin “abi filanca fakültede bir öğrenci kalmış” dediği anda, şoförün muzip bir gülümsemeyle “müsaadenizle arkadaşlar” diyerek tekrar tura başladığı ve tüm öğrencilerden, “aaaa bu da olmaz ki” seslerinin yükseldiğini de anlattı öğrencimiz.
3- İşin bu trajikomik taraflarının yanında maazallah öğrenciler için tehlikeli tarafı da var. Özellikle kampüsten şehre dönüşte özel halk otobüsü ve dolmuş şoförlerinin çok sürat yaptıklarını ve belli saatte belli yerde olmaları gerektiği anda, eğer o saati geçirmek üzerelerse, son sürat gaza bastıklarını ve “adeta kelle koltukta” gittiklerini de anlattı öğrencimiz.
4- KSÜ Avşar Kampüsü güzergahında çalışan özel halk otobüsü ve dolmuşları sürekli olarak yolda birbirlerini kolluyorlarmış. KSÜ Öğrencisi Evladımız şahit olduğu bir olayı anlattı. Bir yolculukta, evine gitmekte olan bir yaşlı kadın, ineceği yerde değil de, en az 500 m ileride bırakılmış. O yaşlı kadın sanki aşağıya bir eşya atar gibi alel acele halk otobüsünden aşağıya doğru hızlıca indirilmiş. Bunun nedeni neymiş biliyor musunuz? Ekonomik rekabet! Çünkü arkada kendilerine o anda yetişmekte olan bir dolmuş varmış ve o özel halk otobüsü şoförü de arkadaki dolmuşu kolluyormuş. Bu nedenle o yaşlı kadını ineceği yerde bırakmamış. Bu kadar da olmaz ki diyenlerin seslerini duyuyor gibiyim.
5- Dolmuş ya da ozel halk otobüsü şoförleri, Üngüt’teki Ramada Otelin bulunduğu mevkiideki petrol istasyonunda durup yolcular araçta beklerken 3-5 dakika tost yeyip çay içiyorlarmış. Sanki şehiriçi yolcu taşımacılığı değil de şehirlerarası yolcu taşımacılığı gibi bir şey bu!
Evet, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesinde bir öğrenci evladımızın Avşar Kampüsüne gidip gelirken dolmuşlarda ve özel halk otobüslerinde yaşadığı olumsuzluklardan birkaçıdır bunlar.
Bu olumsuzluklar Kahramanmaraş’a ve KSÜ’ye yakışmıyor. Belediye ve Üniversite bu hususta ne gibi tedbir alır? Ne gibi çözümler üretir? Onu bilemiyoruz. Ancak KSÜ Öğrencilerine dolmuş ve özel halk otobüsleriyle Avşar Kampüsüne ulaşım sırasında, reva görülen bu durum hiç de hoş değil. Umarım bu hususta bir gelişme olur ve öğrencilerimizin yukarıda beş madde halinde sıraladığım çileleri “İnşaallah” biter. Bu arada, yetkililerden cevap bekliyorum.
Ahmet SANDAL
6-KAHRAMANMARAŞ BİR GAZİANTEP GİBİ NİYE OLMASIN?
RESSAM KİBARKAYA SORUYOR: KAHRAMANMARAŞ BİR GAZİANTEP GİBİ NİYE OLMASIN?
Hemşehrimiz Ressam Memik KİBARKAYA’dan bir e-mail mesajı aldım. Dost acı söyler, gerçekleri söyler cinsinden bir mesajdı bu. Mesajın ana teması, Kahramanmaraş-Gaziantep farkı üzerine. Bu farkı ortaya koymak üzere bazı tespitler sunmuş Memik Abi. Dosdoğru, dopdolu tespitler bunlar. Canı yanmış Ressam, Sanatkâr Abimizin ve içini dökecek bir yer aramış ve şahsıma bir e-mail göndererek, bu hususu Köşemde dile getirmemi istemiş. Ben de aynı dertten muzdarip bir Kahramanmaraşlı olarak sözkonusu mesajda dile getirilen hususları size kısaltarak aktarıyorum.
Memik Ağabey mesajının daha ilk başında diyor ki; “Dün Kahramanmaraş ve İlçeleri Kültür Derneği MAR-DER Başkanı Sayın Yaşar Türkkorur’la görüştüm. Kahramanmaraş’ın 18-21 Haziran 2009 tarihleri arasında Anakara Kültür Merkezinde gerçekleştirilmesi planlanan Kültür ve Tanıtım Günleri Etkinliklerinin iptal edildiğini öğrendim. Bu beni çok üzdü.”
Memik Abi iptal sebebini de yazmış, fakat iptal sebebi ne olursa olsun, önemli değil. Önemli olan Kahramanmaraş’ın Ankara’da yapılması gereken bu tanıtım günlerinin İlimiz için çok önemli olacağıydı. Bu etkinliğin duyurusunu bu köşeden yaklaşık bir ay önceden sağlamıştım. Ben de heyecan duymuştum.
Tekrar Ressam Memik KİBARKAYA’nın tespitlerine dönelim. Memik Abi bu mesajında, Kahramanmaraş ve Gaziantep farkının adeta resmini çizmiş ve demiş ki; “Bir şehir ki, içe dönük bir hayatı tercih etmiş, bu beni çok üzdü. Komşumuz Gazantep’in marka şehir olması, bir Zeugma ile Dünyaya açılışı ve her İlimizde bir Gaziantep Lokantasının isim taşıması, bir yemek reklamı o şehri Türkiye’ye taşıdığını mutlaka fark edersiniz. Kahramanmaraşlım birbirlerine mahallelim diye seslenerek, yerel olarak küçülmeyi seçerler. Gaziantep bir yıl içinde iki film oynatarak, bir "Yabancı Damat” dizisiyle uluslararası alanda reklamlarını yaparlar.”
Memik Abi, mesajında üniversite yıllarında yaşadığı olayları ve tayini çıkıp da Kahramanmaraş’ta veteriner olarak göreve başladığı yıllarda yaşadığı anılarını yazmış ve yine Kahramanmaraş’ın içe kapanık yapısına örnekler vermiş. Mesajını şöyle sürdürmüş; “Oysa doğasıyla, tarihi ve turistik özellikleriyle muhteşem bir şehir, Şairi, Yazarı, sulu ovaları, su kaynaklarının debisiyle dünyada beşinci şehir, tahta el sanatları, çeyiz sandığı oymacılığı, biberi, salebi, turacı, kekliği, ceylanı, ormanları, yaylası, üzümü, cevizi, tekstili, dondurması, fıstığı, (Antep Fıstığının esasında Kahramanmaraş İli sınırları içerisinde yetiştiğini anlatıyor) hurması, çeltiği, pamuğu, yayla evleri, tarhanası, peyniri, (Kahramanmaraş’ta dalak peynir diye bilinen meşhur köy peyniri) bindallısı ve diğerleri.”
Evet, Ressam Abimiz mesajının sonunda, “Şimdi bu şehre bir Vali lazım, hem de Rahmetli Recep Yazıcıoğlu gibi barajında motor yarışı yapan Ahırdağı’ndan yamaç paraşütüyle atlayan, şehrin tanıtımı dedin mi gözünü kırpmadan bütçesinden para harcayan, Üniversiteyi Belediyeyi devreye sokarak etkinliklerin hepsine destek olan bir Vali gerek” demiş.
(Bu noktada şunu belirtmek de fayda var. Sayın Valimiz’in şehrimiz için canla-başla çalıştığına tanığız ve buna can-û gönülden inanıyoruz. Tabi Rahmetli Yazıcıoğlu gibi bir Vali her şehre lazım.) Ressam Kibarkaya’nın çizdiği tabloya döndüğümüzde, esasında, “Bu şehre yalnızca Recep Yazıcıoğlu gibi Vali değil, Recep Yazıcıoğlu gibi aktif, heyecanlı, o bakış açısına sahip Belediye Başkanı, Üniversite Rektörü, Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı ve en önemlisi şehrine sahip çıkan Vatandaş lazım.” Bu son paragraf benim düşüncelerimi içeriyor. Çünkü, “Her işte birlik ve beraberliğe inanan, hizmetin yalnızca birileri tarafından ayağımıza getirilmesi gerektiğine değil de, hizmeti ısrarla talep eden, isteyen ve hizmeti getirten Vatandaş anlayışına” sahibim. Durum bu. Vesselam.
Ahmet SANDAL
7- KAHRAMANMARAŞ DAĞ ÇİÇEKLERİ
Geçen gün bir e-mail aldım. E-mail içinde power point sunum vardı. Konusu Kahramanmaraş Dağ Çiçekleri üzerineydi. Hazırlayan tabiat sevdalısı ancak Kahramanmaraşlı olmayan bir meslektaşımdı. Kendi kendime bizim İlimizin değerlerini tanıtmak biraz da bize düşmüyor mu dedim? İşte bu yazı bu düşünceden doğdu.
Yüce Allah (cc) İlimize oldukça zengin çevre güzellikleri ve değerleri bahşeylemiştir. Bu değerlerin kıymetini bilmek ve tefekkür ile izlemek gerek. Kahramanmaraş’ımızın doğal zenginlikleri olarak bir çırpıda, ormancılık, akarsular, yeraltı suları, tarım potansiyelini sayabiliriz. Bunların yanında, Kahramanmaraş’ımız Dağları bakımından da meşhurdur. İnsanımız, Kahramanmaraş’ın Dağlarının farkına daha önceleri varmış mıydı bilinmez. Ancak, Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun Mart 2009 ayı içerisinde geçirdiği helikopter kazası, Kahramanmaraş dağlarına dikkatleri çekmiştir. Bu kaza Berit Dağı’nın, Keş Dağı’nın tanınmasına vesile olmuştur. Dağlarımız bunlardan ibaret değil elbet. Hangisini saysam? Engizek, Ahırdağı, Yavşan, Nurhak, Şardağı, Düldül, Binboğa, Başkonuş, Öksüz, Ganidağı, Tünce, Çamurlu, Kireç, Keman Dağları ve ismini sayamadığım daha niceleri. Yavşan dağı’nı kısaca tanıtmak istiyorum. Yavşan Dağının yüksekliği 3200 metredir. Ulaşımı oldukça zordur. Yavşan dağı, Torosların bir koludur, Kahramanmaraş’ın Osmaniye (daha doğrusu Kadirli) tarafına düşer.
Kahramanmaraş’a ait bu Dağlarda şimdi bir renk cümbüşü başlamıştır. Karacaoğlan’ın deyimiyle, “Çukurova bayramlığın giyerken, Çıplaklığın üzerinden soyarken,Şubat ayı kış yelini kovarken, Cennet dense sana yakışır dağlar”. Gerçekten de, şimdi bayramlığını giydi Kahramanmaraş Dağları. Görmek gerek. Gezmek gerek. Ama yollar uzak gelemiyorum.
Kahramanmaraş Dağlarında 2500’ü aşkın çeşitte çiçekli bitki bulunmaktadır. Bu bitkilerden 500’ü endemiktir. Yani bu türlerden 500’ü Türkiye’ye özgüdür. Öyleyse, Kahramanmaraş bitkilerinin 500’ü Dünya çapında özgün bir özelliğe sahiptir.
Kahramanmaraş Dağlarında şimdi, sarı zambaklar, navruzlar, süsenler, sümbüller, çiğdemler, laleler, papatyalar, kengerler, emzik otları ve daha nice niceleri seyre çağırıyor insanları. Seyret ve tefekkür et. Kahramanmaraş dondurmasını farklı ve özel kılan işte bu dağ çiçeklerin özünden elde edilen salep ve o bitkilerle beslenen keçilerden elde edilen süt değil mi?
Kayranlı Dağı’nda (Geben) defne, Ahır Dağı’nda kar sümbülü, Andırın Sarımsak Dağı’nda kardelen, Andırı’nda benekli lale, Başkonuş’ta Anadolu siklameni, Ahır Dağı’nda acı çiğdem, Kayranlı’da Anadolu Kenger otu, Menzelet’te navruz, at elması, Binboğa’da sarı zambak, yeşilimsi ters lale, Ahır Dağı’nda Maraş Kurtkulağı, Başkonuş’ta dağ lalesi, gelincikler, Kayranlı’da mahsun ters lale, Binboğa’da emzik otu, Fırnız’da mor kuş yuvası ve daha nice nicelerini görmeniz mümkündür.
Kahramanmaraş dondurmasıyla, tarhanasıyla, kırmızı biberiyle daha nice değerleriyle meşhurdur. Ayrıca, Dağlarıyla meşhurdur. Dağlarındaki çiçekleriyle meşhurdur. Yazımın başına Karacaoğlan’dan bir kıta almıştım. Sonunda ise Şairimiz Mustafa Zincirkıran’dan bir dörtlük alıyorum: “Çukurova barak söyler ses verir, Gâvur dağı yankılanır pas verir, Düldül dağı her ozana his verir, Görün, Yavşan dağı bizim Maraş’ta”.
Kahramanmaraş’ın tabi ve turistik güzelliklerini, özelliklerini tanıtmak için her Kahramanmaraşlıya görev düşüyor. Kahramanmaraşlıya görev düştüğü gibi, başta yetkili ve ilgili Kurumlara iş düşüyor. Umarım bu görevi ilgili ve yetkili Kurum ve Kuruluş temsilcileri de hakkıyla yerine getirir. Ankara’dan Selamlarla
Ahmet SANDAL
8- KAHRAMANMARAŞ'TA ÇEVRE TURİZMİ NASIL GELİŞTİRİLİR?
Çevre turizmi, Ülkemizde yeni gelişen bir kavram olup gelecekte önemli bir sektör olarak karşımıza çıkacaktır. Çünkü, doğal güzelliklerimiz, çevre varlıklarımız buna müsaittir. Bundan dolayı, bu turizm şekli, günümüzde, hem akademi çevrelerinde, hem yönetim kademelerinde ve hem de basında daha fazla gündeme gelmekte ve tartışılmaktadır.
Eko turizm olarak da adlandırılan bu turizm şekli, deniz-kum-güneş üçgeninden sıkılmış ve doğayla iç içe olmayı özlemiş insan kitlelerine hitap eden bir sektör olarak gelişme göstermektedir.
Bu köşede, Ülkemizde yeni başlayan bu turizm şeklinin Kahramanmaraş İli açısından taşıdığı potansiyeli kısaca vurgulayacağız. Zaten, kapsamlı bir analiz yapmaya köşemizin hacmi müsait değildir.
Kahramanmaraş İlimiz çevre değerleri açısından oldukça zengin bir durumdadır. Topraklarımızın büyük kısmı Akdeniz bölgesinde yer almasına rağmen, kuzey kesiminde Doğu Anadolu Bölgesi, güneyinde ise Güneydoğu Anadolu Bölgesi iklim ve coğrafya şartları geçerlidir. Üç bölgenin özelliklerini taşıması nedeniyle, memleketimizde, çevre açısından oldukça farklı güzellikler ve zengin değerler mevcuttur. Doğal zenginliklerimiz kapsamında, bir çırpıda, ormancılık, akarsular, sıcak ve soğuk yeraltı suları, avlaklar, yaban hayatı alanları, tabiat koruma alanları tarım potansiyelini sayabiliriz. Önemli olan bu kadar doğal güzelliklere sahip olmak değil, önemli olan bu potansiyeli doğru ve akılcı kullanmaktır. Akarsularımızı tarım amaçlı kullanabildiğimiz gibi, turizm amaçlı kullanabiliyor muyuz? Mesela Kahramanmaraş İli dahilindeki akarsularda rafting yapma imkanı var mı? Ormanlarımızda kamping imkânı nasıl geliştirilebilir? Geçenlerde bir vesile ile öğrendiğime göre, İlimizdeki yaban alanlarında av turizmi başlamıştır. Bu turizm daha fazla geliştirilemez mi? Soruları uzatmaya lüzum yok. Özetle, doğal varlıklarımızı çevre turizmi konusunda bilinçli bir şekilde kullanabiliyor muyuz? Herhangi bir proje geliştirebiliyor muyuz? İşte önemli olan budur.
Uluslararası Doğa Koruma Birliği çevre turizmini, doğayı ve kültürel kaynakları koruyarak kullanıma açan, az ziyaretçi ile yüksek gelir imkânı sağlayan, böylece, yerel halka sosyo-ekonomik fayda sağlayan seyahat şekli olarak tanımlamıştır. Bu tanımdaki doğa koruma ve yerel halka sosyo-ekonomik menfaat sağlamanın altını özenle çizmek gerekir. Turizm denilince, Ülkemizde artık daha fazla akla gelen, “bitli turist, hippi turist, pinti turist” tipi ziyaretçiye çevre turizminde yer yoktur. Az ziyaretçi, kaliteli ziyaretçi, bilinçli ziyaretçi ve neticede doğanın korunması, bu turizm şeklinde ana amaç olmalıdır. Bu kapsamda, Kahramanmaraş’ta çevre turizmi geliştirildiğinde, hem doğa daha fazla korunacak hem de yerel halkın sosyo-ekonomik menfaati artırılmış olacaktır.
Kahramanmaraş İli dahilindeki Zeytin Kaplıcasındaki şifalı kükürtlü suyunu gerekli şekilde tanıtabilmeliyiz. Bu yöredeki yalnız sıcak suyun değil, aynı zamanda buz gibi soğuk suyun da ender rastlanılabilen kalitede olduğunu Ülkemiz insanına anlatmalıyız. Gerçekten de, Zeytin Kaplıcasına her sene ziyaret ettiğimde, hamamdan çıkışta, köşe başlarında bulunan o soğuk suya özellikle doyamıyorum. Ben diyeyim 20 su bardağı, siz deyin 30 su bardağı su içip de doyamadan gidiyorum. Ayrıca, Ekinözü İçmelerindeki suyun şifa veren özelliği tam olarak tanıtılmalıdır. Ayrıca, Afşindeki Ashab-ı Kehf unutulmamalıdır. Bunlarla birlikte, Pazarcık İlçesi sınırları içerisindeki tarihi-kültürel-arkeolojik kalıntılar, Kırk Mağaralar, Bulut Deliği Mağarası tarih meraklılarına ve doğa sevdalılarına tanıtılmalıdır. Tekir Kasabasındaki dipsiz göl, Kahramanmaraş Merkez’deki Ahır Dağı, Yavşan Yaylası, Ceyhan Köprüsü, Kahramanmaraş-Andırın Yolu üzerindeki Başkonuş Yaylası, Türkoğlu’ndaki gavur gölü ve kuş gözlem alanları ziyaretçi beklemektedir.
Kahramanmaraş’ımızın tarihi, doğal, kültürel varlıkları çevre turizmine, (dağcılara, doğa yürüyüşçülerine, akarsu sporcularına, botanik araştırmacılarına, kamp-karavan turizmcilerine, mağara turizmcilerine nitelikli olmak ve yerel halka sosyo-ekonomik katkı sağlamak ve doğayı korumak şartıyla) hazır ve nazırdır.
Ahmet SANDAL
9- KAHRAMANMARAŞ TRABZON DOSTLUĞU
Kahramanmaraşlı olmak duygusu ve düşüncesi, belki de bizzat Kahramanmaraş’ta yaşayan hemşehrilerimizde, biz gurbette ikamet edenler kadar gelişmemiştir. Çünkü, “Ol mahiler ki, derya içredir, deryayı bilmezler” şeklindeki bir güzel sözde de belirtildiği üzere, bir değerin içinde yaşayan çoğu zaman o değerin, o kıymetin farkında değildir. Balık deryanın, denizin farkına ne zaman varır? Ancak, deryanın, denizin dışına atıldığı zaman, o değeri anlar. Bunun gibi, biz de Kahramanmaraş dışında ikamet edenler olarak, memleketimizin değerini çok daha iyi biliyoruz, diye düşünüyorum. Gurbette yaşarken, hele özellikle de İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde yaşarken diğer memleketin insanlarıyla dostluk ve arkadaşlık kurmak durumunda kaldığında insanın öncelikle ön plana çıkan vasfı, doğduğu ve yetiştiği memleketi, yani kökeni oluyor. Hele biz Türklerin en büyük vasfıdır ki, ilk tanıştığına “memleket nere hemşehrim” diye sorarız. Bu nokta itibariyle, bir tanışma vesilesiyle ya da başka nedenlerle neredeyse hemen hemen her gün memleketimi dillendirmişimdir. Bu dillendirme sırasında, dikkatimi çeken birçok husus ve gururumu okşayan bir çok anım olmuştur. Mesela, bir Manisa’lı Kardeşim, (Bekir Karaca Bey) “ne kadar Kahramanmaraş’lı arkadaşım olduysa hepsi de birbirinden iyi ve hepsi de ayrı değer ve cevherde” sözünü sık sık tekrarlamıştır. Bunun gibi sözleri çok duymuşum ve memleketimden ve hemşehrilerimden hep memnun ve mutlu olmuşumdur. Allah bu memnuniyet ve mutluluğu ebeden devam ettirsin İnşallah. Tabii, burada memleket reklamı ve övüncü içinde olduğumu iddia edenler olabilir. Onlara karşı da şunu söyleyebilirim. Bu satırları yazmamın bir nedeni var.
Gurbette ikamet eden bir Kahramanmaraşlı olarak Kahramanmaraş-Trabzon Dostluğunu, hatta daha da ilerisi Kardeşliğini müşahede ettiğim için, İstanbul Sarıyer Belgrat Ormanlarında 1 Haziran 2008 Pazar günü gerçekleştirilecek olan Kahramanmaraş ve Trabzon Kardeş Şehirler Pikniği vesilesiyle bir yazı kaleme almak istedim. Öncelikle bu pikniği tertip eden Değerli Hemşehrimiz Bilal Ardıç ve Kentmaraş Ekibini tebrik ediyorum. Bu pikniğe katılmak isterdim, (ancak Ankara’da ikamet ettiğim için ve o tarihlerde başka bir yerde bir programım olduğu için) katılma imkânım olamayacak.
Şimdi gelelim, Kahramanmaraş-Trabzon Şehirleri arasındaki dostluğa. Bu dostluğun temelleri çok çok öncelere dayanır. Tarihi bir gerçekliğe ve tarihi bir kökene dayanır. Bu hususu kısaca açıklamak isterim.
Trabzon ve ahalisi, Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedildikten sonra, uzun süre Müslüman Türk yerleşmesine sahip olmamıştır. Hem bölgede Müslüman Türk nüfusunu artırmak hem de irşad faaliyeti için Maraş’tan birçok hoca ve alim Trabzon’a yerleştirilmiştir. Bu tarihi bir gerçektir. Bu hoca ve alimlerin torunlarıyla bizzat karşılaşıp tanışmış bir Kahramanmaraşlıyım. Bu kişiler kendilerinin kökenlerinin Maraş olduğunu açıkça söylemektedir. Kahramanmaraş’ta ikamet eden bazı hemşehrilerimiz ile Trabzon Of’ta ikamet eden bazı hemşehrilerimiz aynı kökten geldiklerini bilmektedir. Bu kapsamda, Kahramanmaraş’taki Saçaklızadeler ile Of’taki Fındıkoğulları ailelerin aynı kökten geldikleri örnek olarak söylenebilir. Kahramanmaraş-Trabzon Dostluğunun tarihi kökenine ilişkin bir başka gerçek olarak, Trabzon’da Şehzadelik yapan Yavuz Sultan Selim’in eşinin Maraş’taki Dulkadiroğlu Beyi’nin kızı olması verilebilir. Kısacası, Trabzon’daki büyük Şehzadeye, geleceğin büyük Padişah’ına telli duvaklı bir gelin vermiş Kahramanmaraş.
Tarihten gelen bu dostluk Cumhuriyet döneminde de pekişmiş ve devam etmiştir. Bunun en büyük delili, her iki şehrin en işlek ve en merkezi caddelerinin adının birbirlerinin ismini taşımasıdır. Trabzon’un en merkezi ve en işlek caddesinin adının Maraş ve Kahramanmaraş’taki en işlek ve en merkezi caddenin adının Trabzon Caddesi olması bir tesadüf değildir. Bu isimlendirme, iki şehir arasındaki köklü dostluğa ve tarihten gelen irtibata dayanır. Kahramanmaraş-Trabzon Dostluğunu gösteren bu tür tarihi irtibatları çoğaltmak mümkün. Ancak yazı hacmimizi uzatmamak için şimdilik bu kadarını belirtelim.
Bu arada, bu dostluğun pekişmesine büyük katkısı ve hizmetleri olan Kahramanmaraş eski Valisi ve bir dönem TBMM Başkanlığı da yapan, aslen Trabzonlu olan Sayın Necmettin KARADUMAN Beyi de teşekkür ve takdirle anıyorum.
Evet, Kahramanmaraş-Trabzon Dostluğu ve iki şehrin insanları arasındaki bir mânâda hemşehrilik tarihen sabittir. Zaten, tarihen sabit olan bu dostluğu ve hemşehriliği, Trabzonlu arkadaşlarla ve çeşitli vesilelerle karşılaştığım birçok Trabzonlu ile de bizzat yaşamış ve müşahede etmiş bulunmaktayım. Kısacası, Kahramanmaraş-Trabzon dosttur, kardeştir ve birbiriyle hemşehridir.
Kahramanmaraş-Trabzon dostluğuna inanan ve bu dostluğu pekiştiren, destekleyen tüm Kahramanmaraşlılar ve Trabzonlulara selam ve saygılarımı sunarım.
Ahmet SANDAL
10- PAZARCIK'TAKİ KÖROĞLU KALESİ
Pazarcık'taki Köroğlu Kalesi zamana ve talana karşı ayakta kalma mücadelesi veriyor
Maddeye olan düşkünlük ve dünya malı hırsı, bu Ülkede maalesef, bazılarının gözünü ve ruhunu karartmış. Ne kural dinliyorlar, ne de vicdan. Varsa yoksa dünya, varsa yoksa para.
Bu tür adamlara Siz de zaman zaman şahit olmuşsunuzdur. Ya da, bu adamlar Sizin de karşınıza zaman zaman çıkmıştır. Bu adamlar, maazallah, ya ferdi olarak doğrudan Sizin paranıza ve malınıza el uzatmış olabilirler, ya da toplumun malı ve değeri hükmündeki eşyalara el uzatmış olabilirler. Her ikisi de olumsuz, her ikisi de istenmez. Allah saklasın. Her ikisi de olumsuz da, biz millet olarak toplumun malına ve ortak değerlerine el uzatanlara karşı maalesef duyarsızız.
Bu iki durumdan, ferdi olarak bizi dolandıran, malımızı, paramızı el uzatan açgözlere, hırsızlara karşı hemen ilgili müracaat yerlerine, (mesela Karakola) koşarız da, toplumun malına el uzatan, yolsuzluk yaparak kamu malını çalanlara ya da bugünkü yazıda dikkat çekeceğim tarihi eser hırsızlarına, define avcılarına karşı bu kadar hassas olmayız ve bu işleri yapanları o kadar da sert bir biçimde eleştirmeyiz, hatta bunlar hakkında ilgili yerlere şikayet etmeyi hiç düşünmeyiz bile.
Bunları niye mi yazdım? İşte nedeni.
Geçtiğimiz haftalarda, izin kullandığım sırada, çocukluğumdan beri görmek istediğim hâlde, görmem nasip olmayan bir yere gezi düzenledik. Bu yer, Kahramanmaraş İli, Pazarcık İlçesi Şallıuşağı Köyü Sınırları içerisinde kalan ve halk arasında Köroğlu Kalesi olarak bilinen eski bir eserin bulunduğu yüksek bir tepedir. Bu eserin kim tarafından ve ne zaman yaptırıldığı o kadar net değil. Romalılardan mı kalma yoksa Abbasilerden mi kalma olduğu tam olarak bilinmemektedir. Bilinen şu bu eser en az 1000 yıllıktır. Büyük ihtimalle de, Hz.Ömer zamanında bölgeye sefer yapan Halid bin Velid’in Pazarcık ve çevresini fethetmesinden sonra, Abbasiler Döneminde, gözetleme kulesi ya da sınır kalesi maksadıyla inşa edildiğidir. Bu duruma göre, bu yapının tarihi en az 1000 yıllıktır. Bu yapı bin yıldan beri ayakta durmaktadır. Gel gör ki, bin yıldır ayakta duran bu yapının şimdiki hâli içler acısıdır. Nerden mi biliyorum. Yukarıda da dedim ya! Gittim, gördüm ve gözlemledim de ondan biliyorum.
Evet, Pazarcık’taki Köroğlu Kalesi bakımsız ve ilgisiz bir şekilde zamana karşı adeta direniyor. Yardım eden ve elinden tutanı bekliyor. Biliyor musunuz, bu mekanın bir yolu bile yok. Biz buraya nasıl ulaştık onu da anlatalım bari. Köroğlu Kalesine olan ziyaretimize, Şallıuşağı Köyü’nden bir traktörlerle başladık. Traktörle Kalenin bulunduğu tepenin yamacına kadar ulaşılabiliyor. Tabi bu traktörün gittiği yol da toz-toprak ve eğri büğrü bir yol. Kaleye gitmek için yapılmış bir yol da değil. Köylülerin bağına, bahçesine gitmek için kullandıkları bir yol bu. Traktörle belli bir noktaya kadar ulaştıktan sonra, 40 dereceden fazla sıcaklık tepeye, yani kalenin bulunduğu alana doğru yaya olarak tırmanmaya başladık. Tepe oldukça dik, hava oldukça sıcak, çık çıkabilirsen. Neyse, güç bela kalenin olduğu alana ulaştık. İşte bu alana ulaştıktan sonra iç sızımız başladı. Kalenin bin yıldan fazladır ayakta kalan taşları, duvarları delik deşik edilmişti. Duvarın muhtelif yerleri zamanın aşındırmasına bağlı olarak yıkılmıştı. Kalenin sırf duvarları değildi delik deşik edilen. Aynı zamanda içerisi ve etrafı da define avcıları tarafında kazılmış ve çukur çukur deşilmişti.Define avcılarının, gözünü para hırsı bürümüş açgözlerin, vicdansızların umrunda tarihi eserin bin yıllık olması ve ecdad yadigarı olması. Onlar ne ecdadı bilir, ne de tarihi bilir.
Bu köşeden Yetkililere sesleniyorum. Kahramanmaraş Valisi Mehmet Niyazi Tanılır bey’e sesleniyorum başta. Pazarcık’taki Köroğlu Kalesi zamana ve talana karşı ayakta kalma mücadelesi veriyor. Zaman zaten her şeyi ve her nesneyi eskittiği gibi Köroğlu Kalesini de eskitiyor. Bunun üzerine bir de define avcılarının talanı eklenince durum da ha vahimleşiyor. Bu ciddi sorunun çözümünü ve tarihi bir eserin korunmasını yetkililerden beklemek hakkımızdır.
Not: Bu gezide hep olumsuz müşahedelerimizden bahsettik. Ancak şurası da bir gerçek ki, Köroğlu Kalesindeki o tepeden Aksu Çayı’nın akışı ve Aksu Vadisinin görünümü çok muhteşem. Bu durum çektiğimiz resimlerden belli olmaktadır.
Ahmet Sandal
11- KAHRAMANMARAŞ’A BAKAN YAKIŞIR
Ülkemiz geçen günler içinde çok önemli bir seçimi demokratik duyarlılık ve büyük bir olgunluk içinde başarmıştır. Bu seçim beraberinde bir çok sonuç meydana getirdiği gibi kabinede değişim konusunu da gündeme taşımıştır. Evet, kabinede nöbet değişiminin eşiğindeyiz. Beklenen değişimin öncelikle Ülkemize hayırlar ve mutluluklar getirmesini dilerim.
Bunun yanında, Kahramanmaraş’ımızın on yıllardan beri beklediği bir Bakan’ına, bu revizyon münasebeteiyle kavuşmasını can-û gönülden diler ve beklerim. İnşallah, Vekillerimizden birisi Bakanlık Hizmeti için seçilir. Kahramanmaraş’ımıza Bakan yakışır. Tüm Hemşehrilerimizin arzusu budur. Bu arzunun gerçekleşeceğine olan inancımın yüksek olduğunu belirtirim. Bu inanç ve görüşümü böylece belirttikten sonra, Bakanlık Görevlerinde zaman zaman yapılması gereken nöbet değişimlerinin demokrasinin asli şartlarından olduğunu belirtmek gerek.
Demokrasi, heyecan ve şevk üzerine kurulan bir sistemdir. Bu heyecan ve şevkin sürekli kılınması için, hizmet noktalarında bulunanların zaman zaman değiştirilmesi gerekir. Hizmet noktaları dediğimizde, Cumhurbaşkanlığından başlar, Meclis Başkanlığından, Başbakanlıktan, Bakanlıktan itibaren taa alt kademelere kadar, en alt memuriyet görevine kadar uzar gider. Cumhurbaşkanlığının, Başbakanlığın, Meclis Başkanlığının, memurluğun nasıl değişeceği, nasıl belirleneceği kanun ve kurallarla çok açık belirlendiği için, bunları tartışmak abestir. Ancak, Bakanlık Görevlerinin zaman zaman değiştirilmesi, demokratik heyecan ve şevkin sürdürülmesi, hizmetlerin daha verimli ve daha etkin gördürülmesi için şarttır.
Bu açıdan bakıldığında, kabinede yapılmak istenen değişimin çok yerinde ve çok gerekli olduğu çok net bir şekilde anlaşılır.
Konuya bir de şu açıdan bakmak gerekir. Bakanlık bir Hizmet yeridir. Sorumluluğu oldukça yüksektir. Bakanlık görevini, hizmet ve sorumluluğunun önemini biran bile olsun akıldan çıkarmadan, heyecan ve şevkini bir an bile olsun yitirmeden sürdürmek elbette gerekli bir husustur. Buna rağmen, günler geçtikçe, ve hele bir görevde 6-7 sene durdukça “bazı şeyler görülmez, bazı hususlar fark edilmez olabilir.” Buna Yönetim Biliminde “yönetim körlüğü” denilmektedir. Bu husus insanın yaratılışında vardır. Yıllar geçtikçe bazı hususlar dikkat çekmez olur ve çok önemli noksanlıklar bile kanıksanmış olabilir. Üstüne üstlük, heyecan da azalmış olabilir. İşte sırf bunun için bile zaman zaman yönetimde (konumuz açısından söyleyecek olursak kabinde) değişiklik şarttır. (Bilindiği üzere neredeyse 6-7 yıldan beridir Bakanlık Görevinde olan vekillerimiz mevcuttur.) Meselenin bu yönüne dikkat çektikten sonra gelelim meselenin başka bir yönüne.
Meselenin bir diğer yönü de şudur: Projesi olana, çalışma azmi içinde olana şans tanımak da demokrasinin en önemli bir veçhesidir. Ben kabine revizyonunu bu açıdan da önemsiyorum.
Evet, yazımın başında belirttiğim hususu sonunda da belirtiyor ve “Kahramanmaraş’ımıza bir Bakan yakışır” diyorum. (Bu sözden şu mânâ çıkmasın, Kahramanmaraş’a Bakan yakışır da, başka İllere yakışmaz mı!. Elbette, her şehrin hakkıdır ve her şehre yakışır. Ancak, bir istatistik yapılsa, nüfus, ekonomi, Bakansız geçen yıllar ve benzeri ölçütler bir bir sıralansa Kahramanmaraş’ın bu hakkının çok önlerde olduğu anlaşılır. Bir gerçek de şudur ki, Bakanlık görevi belirli ölçütlere göre de verilmiyor. Kader kısmet tabii ki.)
İşin bir başka önemli yönü de şu ki, her şeyden önce hayırlısını istiyoruz. Hayırlı ise Allah (cc) bir Vekilimizin Bakan olmasını nasip etsin. Amin.
Ahmet SANDAL
Şair Yazar
12- KAHRAMANMARAŞ BÜYÜK BİR HASRET İÇİNDE BAKANINI BEKLİYOR
TBMM’ne Kahramanmaraş Milletvekili olarak girip de Bakanlık yapan en son Bakanımızın ismini hatırlayan var mı? Ben en son mudur, yoksa ondan sonra başka Bakanımız oldu mu bilmem de, “Kahramanmaraş ve Bakan” kelimeleri yan yana geldiğinde, yalnızca Sayın Mehmet SAĞLAM Bey’i hatırlıyorum. Bu durum birçok Hemşehrimiz için de geçerlidir. Öyleyse, Kahramanmaraşlı için, en son Bakan denilince, Milli Eğitim eski Bakanımız Sayın Mehmet SAĞLAM akla geliyor ki, O da, 1996 yılında Bakanlık yaptı. 2011’den 1996’ı çıkarırsanız 15 yıl eder ki, demek ki, 15 yıldır Kahramanmaraş’tan bir Bakan kabinede yer almamış. Bu da uzun bir dönemi gösterir ki, Kahramanmaraşlılar olarak, büyük bir hasretlik içerisindeyiz.
Evet, “Kahramanmaraş ve Bakan” kelimeleri yan yana geldiğinde, bir Sayın Mehmet SAĞLAM akla geliyor, bir de “hasretlik” akla geliyor. Hasretiz bir Bakan’a.
Kahramanmaraş’ımızın Bakan hasreti, Bakan özlemi 15 yıldır sürer gider. Artık, dayanma gücü kaldı mı bilinmez. Hemşehrilerimizin bu hasreti bağrına taş basan bir aşık, bir sevdalıya benzetilebilir. Acıyla kıvranıyoruz 15 yıldır. Bu acımızı, bu sızımızı Kahramanmaraşlılar olarak pek belli etmeyiz de, zaman zaman bu acı, bu sızı tekrar kendisini gösterir. Özellikle de, her yeni kabine açıklanmasının öncesinde, bu acı, bu sızı, adeta küllenen bir ateşin, bir rüzgarla yeniden alev alması gibi, tekrar yanmaya başlar. Kabuk bağlayan bir yaranın, bir darbeyle tekrar kanaması gibi acıtmaya başlar. (Bu sözlerimiz biraz dramatik bulunabilir. Bu sözcükleri dikkat çeksin diye özellikle seçtim. Zaten, yazımın başlığı da çok dramatik!)
İşte, bu günlerde yeni kabine açıklanması gündemde. 12 Haziran seçimleri geride kaldı. Kabine 10-15 gün içinde açıklanacak. Kabinede kimler olacak? Siyaset ve bürokrasi başta olmak üzere, toplumun genelinde bir heyecandır gidiyor. Kahramanmaraş’ımızda da ayrı bir heyecan var, 15 yıllık bir hasret var. Bakıyorum bunun için facebook’ta yazılar yazılıyor, yorumlar yapılıyor. Kahramanmaraş’ımızın yerel internet sitelerinde anketler düzenleniyor. Hemşehrilerimiz bunu devamlı olarak sohbetlerde gündeme getiriyor. Açıkçası, yoğun bir Bakanlık istek ve heyecanı var. Umarım bu sefer boşa gitmez bu kadar heyecan ve istek.
Şimdi, bazıları şunu diyebilir. Her memleketin Bakan çıkarması, o memleket için bir beklentidir ve bu istektir. Herkes bunu ister ve kendisinde hak görür. Buna bir itirazımız yok. Herkes ister de, Kahramanmaraşlı biraz daha fazla ister ve herkesten fazla olarak bu hakka sahiptir diye düşünüyorum. Birincisi uzun dönemdir Bakan beklentisi var. Bir de, sandıklardan birinci çıkan ve hükümeti kuracak olan Partiye, Türkiye çapında en fazla desteği vermiştir.
Evet, tekrar hatırlatmakta fayda var. Kahramanmaraş son seçimlerde %70’lik bir destek ile AK Parti’yi, yani hükümeti kuracak Parti’yi desteklemiştir. Bu, son seçimlerde, AK Parti’ye verilen en büyük destek anlamına geliyor. Böyle bir destek elbette bir ödül ister. O ödül bir Bakanlık’tır.
Kahramanmaraş’tan AK Parti 6 Milletvekili çıkarmıştır. Hepsi de birbirinden değerli ve Bakanlık görevine layıktır.
Şimdi, bu kadar istekli ve heyecanlı sözden sonra, “her şey kısmet, her şeyin hayırlısı” diyeceğim.
Bizim lügatimizde, “hırs, aşırılık ve ne olursa olsun, illa da olsun” gibi nasip ve kısmete aykırı sözler yer almaz. Bizim lügatimizde “hayırlı ve uğurlu” sözleri baştan başa yer alır. Biz her şeyin hayırlısını, uğurlusunu ve iyisini istiyoruz. Bunu kendi nefsimize, kendi çevremize ve kendi memleketimize istediğimiz gibi, tüm İnsanlık için de arzu ediyoruz.
Evet, hem kendimiz, hem de memleketimiz için, “Allah’tan her şeyin, iyisi, hayırlısı ve uğurlusunu istemekten başka bir çıkar yol yoktur.” Bunu sözlerimizin temeline yerleştirdikten sonra; “Kahramanmaraş ve Bakan” konusunu işleyen yazımı; “yakında açıklanır kabine, umarım hüsran ve umut kırıklığı olmaz yine” diyerek bitiriyorum.
Ahmet SANDAL
13- KUVA-YI MİLLİYE’NİN MARAŞ CEPHESİNDE MÜDERRİS VE HOCALAR
Kuva-yı Milliye, şimdiki neslin anlayacağı lisanla söyleyecek olursak olursak, Milli Kuvvetler, 1918-1922 yılları arasında, gönüllü ve cansiperane çarpışan, Anadolu’yu işgal etmiş düşman ordusuna karşı büyük bir mücadele veren, düşmanı kovan ve bu Ülkeyi bize vatan yapan, Devlet kuran bir milis gücüdür. Bu gücün içinde yediden yetmişe Milletimizin tüm fertleri bulunmaktadır. Bu fertlerin içerisinde müderris ve hoca dediğimiz şahısların ayrı bir yeri vardır. Milli Mücadelenin her Cephesinde müderris ve hocalara rastlamak mümkündür. Bu yazıda, 12 Şubat 1920’nin sene-i devriyesi nedeniyle, yalnızca Maraş Cephesinde düşmanla cansiperane çarpışan müderris ve hocalardan bahsedeceğiz.
12 Şubat 1920 Maraş’ımızın Kurtuluş tarihidir. Maraş’ımızı Kahramanlaştıran bir tarihtir 12 Şubat 1920. Bu tarihin 89. sene-i devriyesinde, tüm Hemşehrilerimizin Kurtuluş Bayramını kutlar, aziz şehit ve gazilerimizi minnet ve rahmetle anarım. Bu vesile ile “Kuva-yı Milliye’nin Maraş Cephesinde Müderris ve Hocalar” başlıklı aşağıdaki yazımı Milletimize sunarım.
Bilindiği üzere, Osmanlı Devleti, müttefiklerinin yenilmesi üzerine, Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru (30 Ekim 1918'de) Mondros Mütarekesini imzalamak zorunda kalmış ve bu anlaşma uyarınca, Anadolu'nun birçok yeri gibi Maraş da işgale uğramıştı. Maraş önce, İngiliz kuvvetleri tarafından 23 Şubat 1919’da işgal edilmiş, 8,5 ay süren İngiliz işgali sırasında kayda değer bir olay cereyan etmemiştir. 29 Ekim 1919'da İngiliz işgali sona ermiş, Maraş bu defa da Fransız kuvvetlerinin işgali altına girmiştir. Fransız kuvvetlerinin şehre girişleri Ermeniler tarafından büyük bir coşku ve taşkınlıkla karşılanmış, bu durum Maraş halkını çok rahatsız etmiştir. 22 gün ve gece süren bir Mücadeleden sonra Maraş’lılar 7 den 70'e silaha sarılarak tek yürek, tek bilek halinde canlarını ve mallarını ortaya koymuş ve Şehirlerini 11 Şubat 1920 günü kurtarmışlardır.
Maraş’ımızın düşman işgalinden kurtulmasında büyük yararlılık gösteren ve bu uğurda canlarını ortaya koyan tüm Maraşlıları, Sütçü İmam’dan başlayarak, Rıdvan Hoca, Arslan Bey, Mıllış Nuri, Sandal Hoca, Evliya Efendi, Vezir Hoca ve ismini sayamadığım diğer Kahramanları rahmet ve minnetle anarım.
Bu kahramanlar içinde, Maraş’ımızın Kurtuluş Savaşı’nda büyük cehd ve çaba gösteren “Müderrisler ve Hocaları” arasında Rıdvan Hoca, Vezir Hoca ve Sandal Hoca’yı ayrıca anmak ve ruhlarını şad etmek istedim. Bir de gençlerimiz, bu Hocalarımızın bari isimlerini öğrensin istedim.
1- Rıdvan Hoca:
Fransızlar'ın şehrin kalesindeki Türk Bayrağını indirmeleri, suçsuz kişileri öldürmeleri, Maraş ileri gelenlerini tutuklamaları tepkileri artırmış ve Ulu Camii İmamı Rıdvan Hoca'nın, "Kalesinde bayrağı dalgalanmayan ülkede cuma namazı kılınmaz" sözü, halkı Fransızlar'a karşı harekete geçirmiştir. Maraş halkı bir bütün hâlinde kaleye hücum ederek, Rıdvan Hoca’nın ateşli bir şekilde dile getirdiği hususu gerçekleştirmek üzere, Fransız Bayrağını yerlere sermek üzere yekvücut olmuştur. Rıdvan Hoca, Kurtuluş Savaşı’nda bizzat yer almış ve kahramanca savaşmış bir alim, bir hocadır.
2- Vezir Hoca:
Kurtuluş Savaşımızın Maraş Cephesindeki kahramanlarından biri de "Vezir Hoca" lakabıyla anılan Müderris Mehmed (Alparslan) Efendi'dir. Maraş’ımızın işgale uğramasından sonra, Veziroğlu Mehmed Alpaslan'ın evinde bir toplantı yapılmıştır. Bu toplantıda, Kahramanmaraş'ın ileri gelenlerinden Veziroğlu Mehmet, Sandal Osman, Cerrahoğlu Zekeriya, Başkatip Rıza, Karcı Hacı, Kocaoğlu Evliya, Veliefendioğlu Ziya ve Hocaoğlu Nuri'den oluşturulan 8 kişilik temsil grubunun doğrudan Sivas Heyet-i Temsiliyesi ile ilişki kurması kararı alınmıştır.
Vezir Hoca bir taraftan halkı işgalcilere karşı teşkilatlandırırken bir taraftan da, Dar'ül-Hilafe Medresesinde hocalık yapmakla ve civar kaza ve köylerden gelen talebeleri okutmakla da meşgul oluyordu. Mücadele başlayınca da¸ merkezdeki idareci kadronun başında yer almış ve Kayabaşı Mahallesi'nde tesis ve teçhiz ettiği cephenin reisliğini ifa ederek talebeleriyle birlikte fiilen harbe iştirak etmiştir. O kadar ki¸ yoğun bomba ve kurşun sağanağı altında siperden başı kaldırmanın imkânsız hale geldiği anlarda dahi, mürit ve talebelerinin ısrar ve yalvarmalarına aldırış etmeksizin siperden sipere atılmaktan zerrece çekinmemiştir. Dikkatli olması ve siperden ayrılmaması rica edildiği durumlarda da "Gâvurun kurşunu bize işlemez!" diyerek, mücadele ve mücahededen bir an olsun geri durmamıştır.
3- Sandal Hoca:
Hafız Osman Sandal, 26 Ekim 1325’te ( Miladi 1909 yılında) Bektutiye Medresesinden hıfzını tamamlayarak mezun olmuştur. Bektutiye Medresesi, Evliya Çelebinin Seyahatnamesinde belirttiği 11 medreseden biridir. Hafız Osman Sandal’ın hıfzını tamamladığı yıllar, Osmanlı için önemli hadiselerin ve önemli bir yönetim değişikliğinin olduğu döneme rastlar. Ülkede Meşrutiyet ilan edilmiştir. Balkanlar’da savaş başlamıştır. İstanbul’da 31 Mart hadisesi olmuş Abdülhamit Han tahttan indirilmiştir. Toprak kayıpları devam ederken Osmanlı, Almanya’nın yanında Birinci Dünya Savaşı’na katılmıştır. Savaş sonucunda ülkemizin çeşitli yerleri, Sevr Antlaşması bahane edilerek işgale uğramıştır. Hafız Osman Sandal bu sıkıntılı yılların başlangıcında (1909 yılında) Numune-i İrfan Mektebinde öğretmenliğe başlar. Bu görevi 1928 yılına kadar devam eder. Hafız Osman Sandal, Maraş’ın kurtuluşu yıllarında önemli vazifeler görmüştür. Bu hususta, Yalçın Özalp’in Gazilerin Dilinden Milli Mücadelemiz adlı kitapta şu bilgileri görmekteyiz: Hafız Osman Sandal, 1919 yılındaki o düşman işgalinde, Maraş’ın kurtuluşu için Arslan Bey ve arkadaşlarıyla birlikte Kur’an-ı Kerim üzerine yemin edenlerdendir. Maraş’ın kurtuluşu için canla-başla çalışanlardandır. Hafız Osman Sandal, 1917’den itibaren Maraş Çukuroba Camii’nde imam olarak görevlendirilmiştir. Maraş’ın kurtuluşunda Müslüman halka dağıtılan silahların önemli bir kısmı işte bu Çukuroba Camii hücresinden dağıtılmıştır. Hafız Osman Sandal, Maraş’ın kurtuluşu yıllarında hep ön saflarda yer almıştır.
Maraş’ımızın kurtuluş destanında adını tarihe altın harflerle yazdıran tüm şehit ve gazilerimizi, mücahede içinde olan tüm müderris ve hocaları bir kez daha şükran ve minnetle anarım. Ruhları şad olsun.
Ahmet SANDAL
Şair Yazar
14- DEMİRYOLU KONUSUNDA KAHRAMANMARAŞ VALİSİ SAYIN TANILIR’A TAM DESTEK
Sayın Valimiz Mehmet Niyazi TANILIR’ın, İlimiz’deki demiryollarının gelişimi ve yeni yatırımlar yapılması konusundaki haberini internetten okudum ve çok sevindim. Sayın Valimize teşekkür ve şükranlarımı sunuyorum. Konu bu şekilde güdeme geldiği için, ben de, (TCDD’de görev yapmış eski bir personel ve konuya da az-çok aşina olmamdan dolayı) birkaç kelam etmek istiyorum.
Demiryolu’nun bir Ülkenin ekonomik ve sosyal gelişmesinde taşıdığı önemi bilmek ve anlamak için, ne gerekir? Okumak mı? Yaşamak mı? Bilmek mi? O kurumda çalışmak mı? Evet, okumak dersen, demiryollarının önemi hakkında kitap ve yazı okudum. Yaşamak dersen içinden demiryolu geçen bir İlçede (Pazarcık’ta) doğdum ve yaşadım. Bilmek dersen, konunun önemini (okuyup, yaşayıp) bildim. Çalışmak dersen, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nda çalıştım. Öyleyse, demiryolu konusunda birkaç kelam etmek ve bazı hususların altını çizmek konusunda, (bu özelliklere sahip olmayanlara nazaran) kendimi daha fazla yetkili sayabilirim.
Önce, çok kısa bir şekilde Demiryolları’nın önemine değineceğim.
Demiryolu, bir Ülkede, barış ve savaş zamanında büyük bir önem teşkil eder. Barış, zamanında, ekonomik ve sosyal kalkınmanın en önemli bir vasıtasıdır. Çünkü, ham maddeleri istenilen yere, ucuz ve güvenli olarak taşıyabilir. İnsanların seyahâtlerinde, konfor ve güven sağlar. Demiryolu aynı zamanda, çevreci ve tabiata en az zarar veren bir ulaşım şeklidir. Biliyorsunuz, egzoz gazı en tehlikeli ve insan sağlığına zarar veren en ciddi bir atıktır. Bu atık karşısında, elektrikle çalışan trenlerde sıfır atık sözkonusudur. İşte size basit bir kıyas. Bunun yanında, demiryolu taşımacılığında marjinal maliyet de düşüktür. Bir katar trenin arkasına, bir vagon daha atmakla, aynı yakıtla, aynı istihdamla daha fazla yük taşımak mümkündür. Bu nedenle demiryolu taşımacılığı, kaynakların israf edilmesini de önler. Verimli ve etkin bir ulaşım sağlar.
Savaş zamanında da demiryolu, askeri cihaz ve ekipmanları, istenilen yere en seri bir şekilde ulaştırabilir.
Bu tür avantajları bulunan demiryolları maalesef Ülkemizde geri bıraktırılmıştır. Geri bırakılmıştır değil, “geri bıraktırılmıştır” diyorum. Çünkü, burada bir kasıt olduğu açık. Petrol sanayine dayanan ve ürettikleri otomobillerle az gelişmiş ülkeleri kendine bağımlı hâlde tutmak isteyen kapitalist ülkeler, bize dayattıkları karayolu sistemiyle, demiryollarını geri bıraktırmışlardır. Ülkemizde “geri bıraktırılan” demiryolları, Kahramanmaraş’ımızda daha da geridir. İlimizin doğrudan demiryolu geçen iki ilçesi var. Türkoğlu ve Pazarcık. Bu ilçelerin yanında, İl merkezinde de aktarmalı şekilde ulaşım yapılabilen, tali hat vardır. Bu tali hat neredeyse çürümek üzere. Çünkü, yıllardır bu hatta doğru-dürüst tren seferi mevcut değil. Bundan birkaç yıl önceydi. Televizyonda haber bile yapıldı. İki yıldır hiçbir trenin uğramadığı tren garı hangisi diye? Cevap:Kahramanmaraş Tren Garı. (Acaba, şimdi kaç yıl olmuştur, tren uğramayalı.)
Bu durum hoş değil. Kahramanmaraş’ımızda bu durum, hiç hoş değil. Bu hattın tali olmaktan çıkarılması gerekir. Ve Türkoğlu’ndan doğrudan Kahramanmaraş’a hat yapılmalı, böylece İlimiz’deki ulaşım canlanmalıdır. Bunun yanında, bu hat yapıldıktan sonra, Türkoğlu-Kahramanmaraş-Pazarcık hattında çalışan trenler sefere konmalıdır.
Bu yazımın sonunda Kahramanmaraş Valisi Sayın Mehmet Niyazi Bey’e tekraren teşekkür ederim. Sayın Valimize, demiryolu konusunda, desteklerimizi tüm Kahramanmaraş’lılar olara göstermeliyiz ve kamu oyunda konuyu devamlı gündemde tutmalıyız. Ayrıca, bu hususta, İlimiz Milletvekillerinin desteğinin de tam olacağına inanıyorum.
Demiryolu ulaşımının, genel olarak tüm Ülkemizde ve özel olarak da ilimizde istenilen düzeyde olmasını diliyorum.
Ahmet Sandal
14- KIYMETLİ HEMŞEHRİLERİM KURBAN BAYRAMINDA ÇEVREMİZİ GÖZETİYOR MUYUZ
Bayram günleri yaklaştıkça, dimağlarımıza bitmez-tükenmez kadr-û kıymeti, kâlbimize de sonsuz uzanan manevi anlamı girmektedir. Bayram denilince, kendisi gelmeden günler öncesinden, heyecanı gelmektedir. Her bayram, sevginin dalga dalga yayıldığı, kardeşlik duygularının ruhlara dolduğu, akrabalık bağlarının sağlamlaştırıldığı, fakirlerin gözetildiği ve şu su gibi akan zamana manevi anlam yüklendiği müstesna günlerdir. Bayram’lar olmasa, Ramazan’lar olmasa, Kandil’ler olmasa, hayat ne kadar anlamsız, zaman ne kadar tekdüze olurdu. Varın siz düşünün. Bu günler özeldir, bu günler güzeldir.
İşte bu özel ve güzel günlerden birisine daha yaklaşmaktayız. 16 Kasım 2010 Salı gününden itibaren, İnşaallah, Mübarek Kurban Bayramı’nı idrak edeceğiz.
Kurban Bayramı dolayısıyla bazı tavsiyelerim olacak. Bu tavsiyelerim de, önce trafik, daha sonra da çevre konusuna yönelik olacak.
Biliyorsunuz, son yıllarda Bayram denilince, yukarıda belirttiğim heyecanlar yanında, bazı kaygılar da akla gelmeye başladı. Bu kaygıların başında trafik kazaları gelmektedir. İnsanların sıla-ı rahim yapmak maksadıyla Bayramları vesile yaparak aynı anda, aynı günlerde yola çıkmaları, ister istemez, yollarda yoğunluk meydana getiriyor. Bu yoğunlukta –maalesef- trafik kazaları olabilmektedir. Tüm vatandaşlarımıza “aman dikkat, aman çevremizi gözetelim” diyorum. Allah, tüm mü’minleri, tüm insanları kaza-beladan korusun.
Kurban Bayramı’nda, trafik kazalarından ayrı olarak, başka bir kaygı daha zihinleri meşgul etmektedir. Bu konu, kurban atıklarıyla çevrenin kirletilmesi konusudur.
Evet, şurası bir gerçek ki, Kurban Bayramı’nda çevre ve sağlık kurallarına, hijyenik şartlara pek fazla riayet etmeyen oldukça fazla vatandaşımız var. Kurbanını sokak ortasında kesen, kesilen hayvanın kanını yol boyunca akıtan, işkembesinden çıkan yemek kalıntılarını orta yere atan, bağırsaklarını ağaç dallarına asan ve bunun gibi kötü görüntülere yol açan, nahoş tablolar çizen vatandaşlarımız eskiden beri vardı. Şimdi de var. Ancak, nüfusumuz arttıkça bu tür tablolar yaygınlaştı ve basının gayretkeş tavırlarıyla bu tablolar gözler önüne daha fazla serilmeye başlandı. Bundan dolayı, son yıllarda Kurban Bayramı denilince çevre temizliği hemen akla gelmektedir.
Konunun yoğun olarak bu şekilde gündeme getirilmesinden dolayı Devletin çeşitli kurumlarının koordinasyon içinde işbirliğine girdiğini de belirtmeliyim. Bu husustaki Kurban Hizmetlerinin Diyanet İşleri Başkanlığınca Yürütülmesine Dair Yönetmelik’te de belirtildiği üzere, başta Belediyeler olmak üzere, İl Çevre ve Orman, Sağlık, Tarım Müdürlükleri Kurban Bayramlarında, çevre ve sağlık temizliği konularında özel olarak görev ve yetkilidir. Bu görev ve yetkililere yardımcı olmak ve çevre-sağlık ile hijyen kurallarına azami riayet etmek gerekir. Burada da, tüm vatandaşlarımıza “aman dikkat, aman çevremizi gözetelim” diyorum.
Yukarıda çevre’yi gözetmek mânâsında, hem trafikte, hem de çevre temizliğinde dikkatli olmayı kastettim. Güzel Türkçemizin, “çevre” dediğimizde, bir inceliği daha var. Türkçemizde “çevre” denildiğinde bir başka anlam daha akla gelir ki, akraba, eş-dost, konu-komşu kastedilirken de “çevre” deriz. Bu noktada, Kurban Bayramları’nda özellikle fakir-fukara konu-komşu, fakir-fukara akraba, fakir-fukara eş-dost da gözetilmelidir.
Bu durumda, “Kurban Bayramında çevremizi üç mânâda da gözetmeliyiz. Trafikte çevremizi gözetmeli, yani dikkatli olmalıyız. Çevremizi temiz tutmalı ve hijyen kurallarına riayet etmeliyiz. Akrabayı, dostları Bayram dolayısıyla daha fazla gözetmeli ve ziyaret etmeliyiz. Özellikle, çevremizdeki fakir ve gurebayı ziyaret ederek, onlara kurban etlerinden bol miktarda vermeliyiz. Fakirleri, garipleri sevindirelim, İnşaallah.
Bu yazı vesilesiyle, tüm vatandaşlarımızın Kurban Bayramlarını en kâlbi duygularımla tebrik eylerim. İnşallah Bayramımız gerçek bayram olsun, birliğe, dirliğe vesile olsun ve “çevremiz” her üç mânâda dikkate alınarak, gerekli şekilde gözetilsin ve korunsun. Selamlar ve saygılarla.
Ahmet SANDAL
15- TRABZON'DAN KAHRAMANMARAŞ'A SPOR ÜZERİNE FİKİR JİMNASTİĞİ
Trabzon’da geçici olarak ikamet ettiğim misafirhanedeyim. Cumartesi saat 21.00’de (08.08.2009 gecesi) başlayacak, Aksu TV’deki Kahramanmaraşspor’un son zamanlarda yaşadığı sorun ve sıkıntıların ele alınacağı canlı yayınlanacak programı bekliyorum. Program başladı, Sayın Turgay TERZİBAŞ programı yönetmeye başladı. Solunda, Kahramanmaraşspor’un, sancılı bir süreç sonucunda yeni seçilen Başkanı, Sağında ise yeni Başkanın bir muhalifi bulunuyordu. (Kahramanmaraşspor’un geldiği bu aşamada, isimleri öne çıkarmanın hiçbir kimseye faydası olmadığı için, bu yazı boyunca, hiçbir isme yer vermeyeceğim. Bu nedenle, isimleri yazmıyorum)
Program, toplam iki saat olarak planlanmıştı. Programın neredeyse, 4’te üçü, “geçmişte, şu oldu, bu oldu, o bunu dedi, şu bunu yaptı gibi”, kısır çekişme ve ağız dalaşı ile geçti. Kendi kendime düşündüm ve “bu nasıl bir spor sevdası ki, geleceğe değil, geçmişe takılıp kalıyoruz” dedim. Bir de Trabzon’dayım ve Trabzonspor’un başarısı için şehir çapında yapılan çalışmaları yakından görme ve tanıma fırsatı buldum. Bu nedenle de olacak, TV başındaki hüznüm daha da arttı. Bunun yanında, “spor, barış, sevgi, kardeşlik, dostluk ve birlik getirmeli, aynı takımın içinde bile bu tür husumetler olursa, varın, gerisini siz düşünün” dedim.
Programa stüdyoda katılan Başkan ve muhalifi bu tür bir çekişmeler içerisine girdiği gibi, programı bağlanan kişiler de, genelde geleceğe yönelik dostane mesajlar vermedi. Ya Başkanın yanında olduğu ya da muhalifi olduğu izlenimi verecek tarzda konuşmalar yaptılar. Kısır tartışmaları sürdürdüler.
Kahramanmaraşspor için bütün “hesabî” davranış ve hareketleri bir kenara bırakmak ve “hasbî” davranmak gerekir. Çünkü, zaman Kahramanmaraşspor’un birlik ve beraberlik içinde yükselişe geçmesi zamanıdır. Zaman, kısır döngü içerisinde takılıp kalma ve ağız dalaşı ile birbirimizi üzme zamanı değildir.
Yükselişe geçmenin yolları üzerine uzun uzun analiz ve değerlendirmeler yapmayacağım, kısa yoldan Trabzon’dan örnekler vererek, Kahramanmaraşspor’un geleceğine ışık tutmaya çalışacağım.
1- Trabzon’da Cuma Namazı kılmak için bir Camii’ye girdim. Vaaz dinliyoruz. Vaaz sonunda, Hoca, Trabzonspor için hayır dua istedi ve başarısı için kendisi de dua etti. Bu tür bir davranış Kahramanmaraşspor için de yapılamaz mı?
2- Trabzonspor kombine biletlerinin satışı için Trabzon Valiliğince yoğun kampanya başlatılmış ve kamu kurum ve kuruluşlarının yöneticileri iki yıldır, sanki bir spor yöneticisi ve yetkilisi gibi, Valilik tarafından kombine bilet satışında aktif olarak istihdam ediliyor. Bu tür bir davranış Kahramanmaraş Valiliğince, Kahramanmaraşspor için de düşünülüp de icraya konulamaz mı?
3- Trabzon’da, Trabzonspor neredeyse Trabzon’dan önde geliyor ve spor gündemi mutlak surette dolduruyor. Kahramanmaraş’ta Kahramanmaraşspor, Trabzon örneğindeki gibi yoğun bir şekilde olmasa bile, yüzde 15-20 oranında gündem oluşturamaz mı?
Bu üç soruyu fikir jimnastiği şeklinde kafamdan geçiriyorum ve Kahramanmaraş kamuoyunu bu sorular üzerinde düşünmeye çağırıyorum.
Sözün özü, “Kahramanmaraşspor için, geçmişe değil geleceğe bakalım, hesabî değil hasbî davranalım ve yediden yetmişe destek olalım. Kimin duası, kimin parası diyerek, herkes, gücü yettiğince Kahramanmaraşspor’un başarısı için çalışmalıdır. ”
Ahmet SANDAL
16- ANKARA’DA KAHRAMANMARAŞ GÜNLERİ
Ankara’da Kahramanmaraş Günleri başlıyor. Ankara’da yaşayan biz Kahramanmaraşlılar, 18 Haziran 2009 ile 21 Haziran 2009 arasında dört gün sürecek bir büyük etkinlikte, büyük bir kültür şöleninde Ankara Atatürk Kültür Merkezinde Kahramanmaraş Rüzgarları estireceğiz İnşallah. Kahramanmaraş Etkinlik ve Tanıtım Günleri adıyla düzenlenecek bu faaliyet Kahramanmaraş İli ve İlçeleri Kültür Derneği tarafından düşünülmüş olup gerekli teşebbüs ve planlamalar ikmal edilmiştir. Bu etkinliğin başarısı, başta Kahramanmaraş’a gönül veren ve Ankara’da ikamet eden biz Edeler olmak üzere, Milletvekillerimizden, Valimizden, Belediye Başkanımızdan, Kültür ve Turizm İl Müdürümüze kadar her kademedeki yetkililere, sanayicimizden esnafına kadar her kademedeki iş sahiplerine ve neticede tüm Hemşehrilerimize ait olacaktır.
Dün gece (08.05.2009 günü) bu Etkinliğin başarısı için gerekli istişarelerde bulunmak üzere, Ankara’da ikamet eden bazı Hemşehrilerimizle birlikte Ankara Dikmen’de bulunan Hakimevi’nde toplandık. Dernek Başkanımız Yaşar TÜRKKORUR’un çağrısı üzerine, sözkonusu toplantıya, Eski Milletvekili Ökkeş ŞENDİLLER, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu İkinci Başkanı Ahmet ŞİRİN, Ankara İl Milli Eğitim Müdürü Kamil AYDOĞAN, KOSGEB Daire Başkanı Ahmet ALPEREN, Milli Prodüktivite Merkezi Genel Sekreteri Kerim ÜNAL, TESKOMB Teftiş Kurulu Başkanı Kamil YILMAZ, Milletvekili Danışmanı Alaattin NALCIOĞLU, Dış Ticaret Müsteşarlığından Halil VANLI, Bayındırlık ve İskan Bakanlığından Celal OZANOĞLU ve Abdurrahman KÖROĞLU, Avukat Mustafa Vahdet SÜRÜCÜ, İşadamı Mehmet ESER, İşadamı Necati TAHTADELEN, Esnaf (Emekli Astsubay) Ökkeş Zekai UĞURLU, Afşinliler Derneğinden Ahmet EMİROĞLU, Türk Telekomünikasyon Kurumundan Ahmet AYTEMİZ ve acizane şahsım katılmışlardır. (Toplantıya katılmış olup da ismini sayamadığım varsa, özür dilerim)
Bu toplantıda, Haziran Ayında gerçekleştirilecek sözkonusu etkinlik hakkında fikir teatisinde bulunduk. Bu istişare toplantısından sonra da gerekli değerlendirme toplantılarının devam edeceği ve etkinliğe destek olabilecek yetkili ve ilgili kişilerle görüşüleceği ifade edilmiştir. Dernek Başkanı, konu hakkında İlimiz Milletvekillerimizin, Vali ve Belediye Başkanının baştan itibaren bilgi sahibi olup desteklerinin talep edildiğini belirtmiştir.
Toplantıya katılanların hepsi bu etkinliğin ilk olarak gerçekleştirileceğini ve Kahramanmaraş adına çok önemli olduğunu ifade ettiler. Bu aşamada, etkinlik için gerekli maddi kaynağın bir kısmının temin edildiği Dernek Başkanımız tarafından toplantıda ifade edildi. Kahramanmaraş Valiliğinin maddi ve manevi desteğinin alındığı belirtildi. Ayrıca, Milletvekilimiz Sayın Nevzat PAKDİL ile yapılan görüşme neticesinde, bir kamu bankasından somut katkı ve destek sağlandığı belirtilmiştir.
Dünkü istişare toplantısında açığa çıktığına göre, sözkonusu bu etkinlik için kesinlikle herkes elini taşın altına sokmalıdır. Gücü yeten gücü yettiği kadar destek vermelidir. Özellikle, Kahramanmaraş Belediyesi’ne büyük görev düşüyor. Sanırım, etkinliği koordine eden heyet, Belediye Başkanı Mustafa POYRAZ ile yakın bir zamanda bir görüşme gerçekleştirecek. Dünkü istişareden çıkan en önemli sonuç, bu etkinliğin asıl sahibinin Kahramanmaraş Valiliği ve Belediye Başkanlığı olduğudur. Zaten, bize dağıtılan taslak broşürde, Kahramanmaraş Etkinlik ve Tanıtım Günleri adlı projenin sahibi olarak Valilik ve Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü gösteriliyordu. Kahramanmaraş İli ve İlçeleri Kültür Derneği (MAR-DER) ise sponsor olarak belirtiliyordu.
Sözkonusu bu etkinliğin başarılı ve etkili gerçekleştirilmesi ve işin içinden yüzümüzün akıyla çıkmamız dilek ve temennisiyle aşağıdaki hususları acizane öneririm:
1- Kahramanmaraş Belediye Başkanlığı başta olmak üzere, tüm İlçe ve Belde Belediye Başkanlıklarına bir stant tahsis edilmelidir. Tanıtım Günlerinde kendilerine stant ayrıldığı hâlde, bunu değerlendirmeyen Belediyelerin standı (gerekirse ücretsiz olarak) diğer kamu kurum ve kuruluşlarına tahsis edilmelidir. Kahramanmaraş Günleri için 100 civarında stant tahsis edildiği dikkate alınırsa, boş stant kalması muhtemel ise, gerekirse, özel sektör firmalarımıza da ücretsiz stant verilebilir.
2- Kahramanmaraş dondurmasıyla, biberiyle, tarhanasıyla, pamuğuyla, küçül el sanatlarıyla, bakırcılığıyla, çelik ve alüminyum mutfak eşyaları tesisleriyle, tekstil sanayisiyle, Süleymanlı Ilıcasıyla, Elbistan İçmeleriyle, zengin su kaynaklarıyla, barajlarıyla meşhurdur. Bu bilinenlerin yanında az bilinenleri de öne çıkaracak şekilde bir tanıtım planı yapılmalıdır. Mesela, Kahramanmaraş çevre ve orman varlığı bakımından ayrı bir yeri olan bir ilimizdir. Tekir Fidanlığında üretilen fidan çeşitleri, Kahramanmaraş Kapıçam Kınalı Keklik Üretme İstasyonundan yetiştirilen keklik cinsleri ve benzeri çevre değerlerimiz tanıtılmalıdır. Bunun için stant açılmalıdır. Mesela, Pazarcık İlçesi sınırları içerisinde yer alan ve antik özelliği olan ören yerleri (Kırkmağaralar ve gibi yerler) tanıtılmalıdır. Mesela Hartlap Bıçakları tanıtılmalıdır. Buna benzer örnekler verilebilir.
3- Kahramanmaraş denildiğinde şiir ve meşhur şairler akla gelir. Bu özelliğimizi bizden çok, başka şehirlerden arkadaşlarımız sohbetlerimizde bizzat ikrar etmektedirler. Bu durumda, Kahramanmaraş Günlerinde Necip Fazıl Kısakürek, Erdem Bayazıt, Cahit Zarifoğlu, Abdurrahim Karakoç, Aşık Mahzuni Şerif, Bahattin Karakoç ve eserleri tanıtılmalıdır.
Ankara’da gerçekleştirilecek olan Kahramanmaraş Günleri’nin İlimizin tanıtımı için büyük vesile olduğu şuurundan hareketle, bu vesilenin en iyi bir şekilde değerlendirilmesini dilerim. Ankara’da yaşayan biz Kahramanmaraşlılar “vatan kırk altı, mekan sıfır altı” dedik hep ve Kahramanmaraş’ımızı hiç unutmadık ve unutmayacağız. Hep memleketimiz için çalışacağız. Vesselam.
(Not:Bu etkinlik maalesef gerçekleştirilememiştir. İnşallah yakında gerçekleştirilir.)
Ahmet SANDAL
16- HA MARAŞLI ŞEYHOĞLU HA SİVASLI YAZICIOĞLU
Dağ, üç harften oluşan küçük bir kelime. Dağ, kelime olarak küçük olsa da, hem keyfiyet (nitelik), hem kemiyet (nicelik) olarak büyüktür. Dağ keyfiyet olarak büyüktür. Hemen hemen her insanda heyecan, coşku, gizem, sır ve sessizlik çağrıştırır. Dağ, bilinmeyeni anlatır ve insanı korkutur. Dağlar, geçit vermediği ölçüde insana, heyecan ve coşku verir. Dağlar, azamet ve heybetiyle kendisini hissettirir. Dağlar, zirvesine ulaşılamadığı ölçüde gizemlidir, esrarlıdır. Dağlar, esasta bir bütün olarak sessizliğin ve korkunun kaynağıdır. Bu saydığım hususlar, dağın nitelik olarak büyüklüğünü anlatır. Niceliğe gelince, bunu uzun uzun anlatmaya gerek yok. Dağ, zaten, azamet ve heybeti temsil eder.
Dağ, konusuna neden değindim. Gönül insanı Muhsin Yazıcıoğlu’na geçit vermeyen Berit Dağları, Keş dağlarından dolayı. Berit Dağları, Keş Dağları da keyfiyet ve kemiyetçe büyüktür.
Nerede bu dağlar? Bu iki dağ esas itibariyle Torosların birer uzantısıdır. Toroslar nasıl bir azamet ve heybet abidesi olarak Ülkemizin Batı’sından Doğu’suna doğru uzanırsa, Berit ve Keş Dağları da Kahramanmaraş’ın kuzey cephesinden itibaren Doğu’ya doğru uzanır, gider. Torosları çoğumuz bilsek de, Berit Dağlarını, Keş Dağlarını Ülkemizde çoğu kimse yeni duymuştur. Bir Kahramanmaraşlı olarak bu dağları, sinesinden coşup kaynayan buz gibi sularını, binlerce çeşit bitki örtüsünü, sert iklimini, çok iyi biliriz biz. Belki, bundan sonra, Berit Dağı denildiğinde, Keş Dağı denildiğinde, heybetli, azametli yapısı, aşılmaz duvar misali özelliği yanında, Muhsin Yazıcıoğlu da akla gelecektir. Muhsin Yazıcıoğlu denildiğinde de Berit ve Keş Dağları akla gelecektir.
Dağlar aşılmazlığı, azameti ve heybetiyle ne kadar heyecan, coşku, hatta korku verse de, bir insanın bir dağı aşamaması ve dağda mahsur kalması elbette, çok hüzün verici ve oldukça duygu dolu bir durumdur. Bu hüznü, bu duyguyu en son Muhsin Bey ve helikopterdeki yol arkadaşlarının başlarına gelen olayda yaşamış olsak da, esasında bu hüznün, bu duygunun birçok örneklerine çeşitli zaman ve tarihlerde rastlamak mümkündür. Bizim açımızdan en fazla bilineni ve bizi en fazla hüzne boğanı, 1. Dünya Savaşı sonrasında, Allahûekber Dağlarında karlara saplanan ve orada şehit olan binlerce Mehmetçik’tir. Bunun gibi hüzün ve acı veren birçok olay yaşanmıştır elbet.
Hüzünlü bir dağ hikayesi de, Faruk Nafiz Çamlıbel’in Han Duvarları adlı şiirinde yer alır. Han Duvarları adlı o şiiri ne zaman okusam, Maraşlı Şeyhoğlu’nun durumu beni hüzünlendirir ve duygulandırır. Faruk Nafiz Çamlıbel, Han Duvarları adlı şiirinde Maraşlı Şeyhoğlu’nun duvara kazınmış sözlerine yer verir. O sözler şöyle başlar: "On yıl var ayrıyım Kınadağı'ndan,Baba ocağından yar kucağından,Bir çiçek dermeden sevgi bağından,Huduttan hududa atılmışım ben". Duvardaki sözler şöyle devam eder: "Gönlümü çekse de yârin hayali,Aşmaya kudretim yetmez cibali,Yolcuyum bir kuru yaprak misali, Rüzgârın önüne katılmışım ben". Üçüncü dörtlükte bu garip kendisini tanıtıyor:"Garibim namıma Kerem diyorlar, Aslı'mı el almış haram diyorlar,Hastayım derdime verem diyorlar,Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış'ım ben". Maraşlı bu garip yolcunun, yolculuğu nasıl bitiyor diye soracak olursanız, hemen cevap vereyim. İyi bitmiyor, garibim vuslata eremiyor, yolunun üzerindeki o dağı aşamıyor. Bu sonucu öğrenmeden bile, Faruk Nafiz Çamlıbel, şiirinde haykırıyor ve diyor ki; “Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı! Bahtına lanet olsun aşmadınsa bu dağı!” O dağı aşamadığını Hancı ifade ediyor ve diyor ki; "Hana sağ indi, ölü çıktı geçende!" Şiirin o kısmı tam olarak şöyledir: “Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu:"Hancı dedim, bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu?"Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,Dedi: “Hana sağ indi, ölü çıktı geçende!"
Dağları aşamamak ve vuslata erememek. Çok çok zor ve çok çok acı bir durum. Allah kimsenin başına vermesin. İşte en son, Ülkemizin yetiştirdiği Değerli İnsan, Gönül Eri Muhsin Yazıcıoğlu Bey’in ve yol arkadaşlarının başına geldi böyle bir olay. Helikopterle Çağlayancerit’ten yola çıktılar, ama Berit Dağlarına, Keş Dağlarına takılıp kaldılar, varacakları yere varamadılar. Karla kaplı bir alanda günlerce mahsur kaldılar.
Evet, Muhsin Yazıcıoğlu Bey’in ve yol arkadaşlarının başına gelen bu acı kaza, bende Han Duvarları adlı şiirindeki hüzne benzer bir hüznü ve acıyı çağrıştırdı. Neticede, Muhsin Bey de, Maraşlı Şeyhoğlu gibi talihsizmiş. Bundan dolayıdır ki, “ha Maraşlı Şeyhoğlu, ha Sivaslı Yazıcıoğlu” diyorum. Her ikisine de rahmet diliyor ve her ikisinin de İnşallah ahirette sevdiklerine kavuşmasını Cenab-ı Hakk(cc)tan niyaz ediyorum.
Ahmet SANDAL
Şair Yazar
17- BİR HOŞ SADÂ BİR GÜR SADÂ BIRAKTI ŞAİR ERDEM BAYAZIT AĞABEY
Asırlık çınar misâli 80’leri, 90’ları aşmış ve 100’e ulaşmış insanlara, nasıl geçti, bu koca koca seneler diye sorulduğunda, genelde verilen cevaplar aynıdır. “Nasıl geçti evladım, ben de anlamadım.” “Nasıl geçti gitti, fark etmedim bile.” “Bir rüya gibi geçti.” “Öyle hızlı geçti ki, avuçlarımın arasından kaydı, tutamadım.” “Daha çocukluğumu dün gibi hatırlıyorum.” Evet, zaman son sürat akıp gidiyor. Sulardan da hızlı akıyor, ışık hızından da daha hızlı geçiyor zaman. Bir bakmışsın bir Cuma olmuş, bir bakmışsın öbür Cuma olmuş. Günler, haftalar, aylar, yıllar bir trenin kompartımanları gibi ya da o kompartımanlarda seyahat eden bir yolcu gibi bize el sallayarak geçip gidiyor. Bu ne hız yahu diyoruz, hayret içinde kalarak. Kimi zaman ahir zamanın özelliğine sayıyoruz bu akıp giden zamanın hızını. Ne söylesek boş, zamanın tutamıyoruz, bir su gibi akıyor, bir köpük gibi uçuyor ve en acı olanı, yayından boşalan bir ok gibi tekrar geri gelmiyor.
Zamanı madem tutamıyoruz, onu geri getiremiyoruz madem, öyleyse, “şu fani âlemde, güzel izler ve hoş sadâ bırakmak gerekmiyor mu?” İnsana lazım olan bu değil mi? Şair Bâki bir beytinde;
“Avazeyi bu âleme Davut gibi sal,
Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş” diye sesleniyor. Biliyorsunuz, Hz. Davut'un sesi çok güzelmiş. Kendisine indirilen Zebur kitabını okuyunca bütün kuşlar toplanıp onu dinlermiş. Şair de, güzel sesler gönder şu gökkubbeye, öyle ki, onlar hep bâki kalırlar. Böylece zamanın geçip gitmesinden müteessir olmazsın diyor. Daha açıkçası, güzel eserler bırak ve bu Dünyada güzelliklerle anıl demek istiyor.
Bu sözleri bu şekilde yazmama sebeb geçtiğimiz hafta güzel bir insanı Ebediyete uğurlamamızdır. Büyük Şair Erdem Bayazıt Ağabeyimiz, bu gökkubbede hoş sadâ bırakıp da aramızdan ayrıldı. Allah (cc) rahmet eylesin. Mekanı Cennet olsun. Hemşehrimiz Erdem Bey’i, Sebeb Ey şiiri ile ilk çıkışını yapan ve Mavera Dergisi ile etrafına ışık saçan ve ardında nice eser bırakan Şairimizi, kim, en çok, hangi hususiyetiyle hatırlayacak, bilemiyorum.
Ama ben en çok,
“Beton duvarlar arasında bir çiçek açtı,
Siz kahramanısınız çelik dişliler arasında,
Direnen insanlığın,
Saçlarınız ıstırap denizinde bir tutam başak,
Elleriniz kök salmış ağacıdır zamana,
O inanmışlar çağının” mısralarıyla hatırlayacağım, O Büyük Şairi.
Tevafuk oldu, bir şiir kaleme aldım Erdem Bayazıt Ağabey için. İçimden şu mısralar döküldü. Tabii olduğu için değerlidir diye düşünüyorum. Bu dört kıta hâlindeki şiirimi sizlere de arzetmek istedim. Aşağıda sunuyorum.
BÜYÜK ŞAİR ERDEM BAYAZIT
'Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm' diyen Şair'e rahmet olsun.
Hemşehrim, hemşehrisi olmakla onur duyduğum,
Şiirlerine hayran olup çağrısına hemen uyduğum,
Ölüm haberini duyduğumda dona kalıp buyduğum,
Bayazıt oğullarından bir bey Erdem Bayazıt Ağabey.
İsmiyle mütenasip erdem sahibi, adam gibi adam,
İnandığı yolda kararlı, cesur ve itikatı sağlam,
Vakur yaşadı, istemedi ne şöhret ne ihtişam,
Gür sesli Büyük Şair Erdem Bayazıt Ağabey.
Kahramanmaraş, şair yatağı güzel bir memleket,
Kısakürek, Zarifoğlu, Karakoç cümlesine bereket,
Sana sözümüz olsun, nice şairler yetişecek elbet,
Gür sesli Büyük Şair Erdem Bayazıt Ağabey.
Dünya dediğin, koca kainatta nokta, küçücük bir daire,
Herkes gün gelecek ölecek, kim bulmuş ki ölüme çare,
Allah rahmet eylesin tüm geçmişlerimize ve büyük şaire,
Bayazıt oğullarından bir bey Erdem Bayazıt Ağabey.
Sözün özü, Erdem Bayazıt, Büyük Şair. İçten geldiğince, tabi ve gür sesli haykırışların sahibi. Evet, ecel doldu ve o da geçen hafta Hakk'a yürüdü. Allah rahmet eylesin. Bir hemşehrisi ve şiir yolunda yürüyen bir kardeşi olarak, anısına bir şiir kaleme almak şahsıma nasip oldu. Bu vesileyle de Erdem Bayazıt Ağabey'e, Yüce Allah'tan rahmet diliyorum. Allah tüm Ümmet-i Muhammed'i imandan ve birlikten ayırmasın. Amin. (08.07.2008, Ankara)
Ahmet SANDAL
18- KURBAN BAYRAMINDA KAHRAMANMARAŞ VE PAZARCIK'TAKİ GÖZLEMLERİM
Kurban Bayramı izni dolayısıyla 10 gün kadar memleketimdeydim. Kâh Kahramanmaraş’ta, kâh Pazarcık’taydım. Bu süre zarfında, memleketimde neler gördüm, neleri müşahede ettim. Kısa kısa sizlerle hasbıhal etmek isterim.
1-Önce şunu açık yüreklilikle ifade etmeliyim ki, ne bayramlar eski bayramlar ne de memleketim eski memleket. Bayramın ruhaniyeti elbette üzerimizdedir. Fakat biz o ruhaniyeti doya doya yaşayamıyoruz. Gıybet-dedikodu almış başını gidiyor. Bayramlar küslerin barışması için bir vesile değil mi? Nerdeeeee? Küsler sert bir şekilde yine küs, barışlar ise pamuk ipliğine bağlı bir şekilde görüntüde barış hâli yaşıyor. Şunu demek istiyorum. Barışlar “küsmek için sanki bahane arıyor”. Küslerin barışması oldukça zor, barışların küsmesi ise çok kolay. Toplumumuzun genel ahvâli bu. Bayramda gördüğüm bir diğer ahvâl şu: Herkes akrabasıyla bayramlaşıyor ve birbirleriyle yiyip içiyor. Komşuluklar maalesef bitmiş. Komşunun evine gidip sohbetli bayramlaşmalar çok azalmış. Herkes birbirini yollarda görüyor ve bayramlaşıyor. İçimize, dar aile çevremize kapandık.
2- Gelelim gençlere. Gençlerde bayram coşkusundan çok, havai ve nefsi coşkular daha fazla. Kimileri internet kafeleri doldurmuş, kimileri kahvehaneleri doldurmuş. İki cümleyi bir araya getirmekten acizler. Bir ara Pazarcık’taki bir internet kafeye girip e-mail adresimden bir yazı gönderecektim. Girer girmez dışarı çıkmak zorunda kaldım. Gençlerin birbirlerine karşı küfürlü konuşmaları ahlaksızca bir davranıştı. Pazarcık’taki gençler arasında küfürlü konuşmalar maalesef çok yaygın. Sırf Pazarcık mı? Aynı durum Kahramanmaraş ve diğer yerler için geçerli değil mi? Elbette oralarda da gençlerimizin birçoğu aynı havailik içindedir.
3- Yukarıda iki madde ile sosyal durumu kısaca ele aldım. Bunun dışında ne gördüm. Kahramanmaraş şehir merkezinde yoğun hava kirliliğini gördüm. Niye böyle bu hava kirliliği? Doğalgaz yaygınlaşmadığından dolayı ısınmadan kaynaklanan hava kirliliği mi etkin, yoksa sanayiden kaynaklanan hava kirliliği mi yaygın? Yoksa her ikisi mi? Bu hususta benim şahsi kanaatim her ikisi de etkindir. Özellikle gecekondu tipi dediğimiz evlerde kışın kullanılan kömürlerin kalitesi önemlidir. Bırakın bu gecekonduları hâlen birçok apartmanda bile doğalgaz yaygınlaşmadığı için kömür kullanılmaktadır. Bu kömürler kalite yönünden zayıfsa işte sorun burada başlar. Sanayideki birçok fabrikanın baca gazı filtresi olmadığı biliniyor. Bunlar bir araya geldiğinde hava kirliliği oluşuyor. Üstüne üstlük Kahramanmaraş Şehir merkezinin hava akımı yönünden durumu da hava kirliliğini körüklüyor. Hava akımını Ahırdağı engelliyor. Neticede olan Kahramanmaraş’ta yaşayan halkımıza oluyor. Maalesef kış günleri hava kirliliğinden muzdaripiz. Yapılan araştırmalara göre hava kirliliğinde en olumsuz durumda olan ilk yedi il arasındayız.
4- Kahramanmaraş’ta yeni Rektör seçimi de halkımızda yeni beklentiler meydana getirmiş. Pazarcıklı Hemşehrimiz Fatih KARAASLAN’ın Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesine rektör olması herkeste bir heyecan oluşturmuş. Pazarcık’ta da hâlen açılmayı bekleyen Meslek Yüksekokulu dolayısıyla yeni rektörden beklentiler yüksek. Pazarcık’ta, Kaymakam Mustafa SARIKAYA Bey ve Belediye Başkanı Kamil DALKARA Bey ile bir sohbet esnasında, konu yine bu hususa geldi. Pazarcık Meslek Yüksekokulunun Pazarcık dışında hizmet vermesi kabul edilemez. Meslek Yüksek Okulu açıldığında Pazarcık’taki ekonomik ve ticari hayat elbette daha da canlanacaktır.
5- Bayramın dördüncü günü, Hemşehrimiz Sıtkı GÜVENÇ Bey ile görüştüm. Kendisi ile evinde bayramlaştıktan sonra, birlikte TEMA Vakfındaki Bayramlaşmaya iştirak ettik. TEMA Başkanı Cafer KALALI Bey’in ilgi ve nezaketi gerçekten takdire şayandı. Kendisiyle Kahramanmaraş’taki ormancılık ve ağaçlandırma çalışmaları ve genel olarak yeşillendirme çalışmaları üzerine istişarelerimiz oldu. Türkiye çapında ilk olma özelliğinde olduğunu ifade ettiği bir projeden bahsetti. Bu projeyi yakında gerçekleştiğinde göreceğiz hep birlikte. Bu arada Kahramanmaraş Belediyesince yaptırılan Muhsin YAZICIOĞLU Parkı görmeye değer bir yer olmuş. Çok beğendim. İnsanlarımızın huzurlu ve mutlu bir şekilde gün geçirmeleri için güzel bir park olmuş. Kahramanmaraş Belediye Başkanı Mustafa POYRAZ ve ekibini candan kutlarım.
6- Hem Kahramanmaraş ve hem de Pazarcık’ta ekonomik ve ticari hayatta bir canlılık gördüm. Pazarlar dolup taşıyordu. Bu husus güzel ve sevindirici bir durum. İnşallah bu canlılık böyle devam eder. Mesela Kahramanmaraş sanayisinin metal mutfak eşyaları alanında öncü konumunda olduğunu müşahede ettim. Bir Hemşehriniz olarak sevindim ve onur duydum.
7- Başka ne gördüm? Pazarcık-Kahramanmaraş arasında birkaç kez seyahat ettim. Bu iki yerleşim yeri arasındaki yolun, Narlı’dan itibaren ta Kahramanmaraş’a kadar, yol inşaatının bitirilememesi dolayısıyla tek şeritli olması trafikte sıkıntı oluşturuyordu. Hatta şunu da belirteyim. Yol bitmiş gibi duruyordu. Ancak açılmamıştı. Keşke Bayram’da bu yol açılmış olsaydı. İnsanlarımız daha huzurlu ve kolay bir seyahate kavuşurlardı. Bu arada Kurban Bayramında Ülke genelinde 160’dan fazla kişinin trafik kazalarında vefat etmesi ve yüzlerce kişinin yaralanması içimizi derinden mahzun etti. Bayram’a büyük gölge düştü. Bu hususta tedbirler yetmiyor mu? Neden bu böyle? İnsanımız eğitimli değil maalesef. Trafik kazalarındaki durumumuz maalesef çok acı. Çözümü ise Devlet değil Millet bulmalıdır. Trafikte, kendimiz çok dikkatli ve bilinçli olmalıyız.
8- Son olarak, Prof. Dr. Fahri KAYADİBİ Bey’in Cuma Günü Ulu Camii’nde namazdan önce verdiği vaazı anlatmak istiyorum. Gerçekten de çok yerinde ve çok anlamlı bir vaaz oldu. Vaaz sırasında, “kim bu Zat” diye kendi kendime sordum. Vaaz bittiğinde Hocamız kendisini tanıttı. Sanırım 30 yıl kadar evvel İlimizde Müftülük görevini ifa etmiş. Şimdi İstanbul Üniversitesinde İlahiyat Profesörü olarak görev yapıyormuş. Allah razı olsun. Gönüllerimize çok enfes bilgiler sundu.
Kurban Bayramı dolayısıyla memleketimde gördüklerimin ve müşahede ettiklerimin bir kısmı bunlardı. Allah nice nice güzel ve mutlu Bayramlar nasip etsin. Amin.
Ahmet Sandal
19- HEMŞEHRİMİZ VE KARDEŞİMİZ YAŞAR TÜRKLEŞ BEY İÇİN
Sosyal hayatın içinde yaşayan herkesin, yaşadığı mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı kurumda ve başka benzeri yerlerde, bir arkadaş, bir dost çevresi vardır. Sahip olduğunuz bu arkadaş ve dost çevresi içinde, herkesin farklı farklı özellikleri vardır.
Zaten, arkadaş ve dost çevresini güzel kılan da bu farklılıklardır. Kimi az konuşacak, kimi çok konuşacak, kimi tebessüm edecek, kimi somurtacak, kimi neşeli olacak, kimi hüzünlü olacak ki, anlamı olsun. “İnsanlar farklılıktan çoğu zaman hoşlanmazlar, fakat, hayatı anlamlı kılan esasında farklılıklardır.” İşte, bunun gibi dost ve arkadaş çevresini de anlamlı ve güzel kılan da, çevre içerisinde bulunan kişilerin farklı farklı karakterlerde olmasıdır. Farklı farklı karakterlerden oluşan arkadaş çevresinde, en çok kim sevilir? Elbette, en çok tebessüm eden, yardıma koşan, insanı dinleyen, etrafa moral dağıtan ve ümit aşılayan en çok sevilir.
İşte böyle bir arkadaş, dost çevreniz var. Bu çevre içinde, birinin bir gün hiç kimseye haber vermeden, çekip gitmesi ve geri dönmemek üzere sizi bırakıp gitmesi, zordur, çok zordur. Hele, bu arkadaş çevresinde, en canlı, en sevecen, en tatlı dillinin, en çok gülümseyenin, hatta en çok gülenin, en çok dinleyenin, en çok yardıma koşanın ve en neşeli birinin, bir anda çekip gitmesi ve geri dönmeyecek bir şekilde gitmesi çok zor. Bu ani gidişi, dost ve arkadaş çevresinde kimsenin izah edememesi de ayrı bir zorluk. Sevilen birinin aranızdan ayrılması büyük bir boşluk.
Bizim arkadaş ve dost çevremizde, bir Yaşar TÜRKLEŞ’imiz vardı. Sevecen ve içten bir Dosttu. Neşeli ve etrafa ümit saçan bir Arkadaştı. Herkesin yardımına koşan bir Kardeşti. Benim aynı zamanda Hemşehrimdi.
Hemşehrimiz ve Kardeşimiz Yaşar TÜRKLEŞ Beyi, 15 Ağustos 2010 günü Ankara’da kaybettik. 16 Ağustos 2010 günü Kahramanmaraş’ta toprağa verdik. Ankara’ya Kahramanmaraş’tan gelmişti. Sanırım 2003 ya da 2004 yılı olacak Ankara’ya Çevre ve Orman Bakanlığı’na Daire Başkanı olarak atandı. Ben Yaşar Bey ile tanıştığımda, Kahramanmaraş’ta çalışıyordu. Bu tanışmamıza, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversite Orman Fakültesi Profesörlerinden Hakkı ALMA Bey vesile olmuştu. Daha sonra, Ankara’ya tayini çıktığında, aynı Bakanlık çatısı altında, dostluğumuzu pekiştirdik. Nasıl pekiştirmeyelim! Biz aramasak bile kendisi bizi arar, hal ve hatırımız sorardı. Dost canlısı idi.
Hemşehrimiz ve Kardeşimiz Yaşar Bey’e Yüce Rabbim(cc)den rahmet diliyorum. Bu Dünyada ayrıldık, İnşallah dost ve arkadaşlık çevremiz ahrette yine aynı olsun. Burada, Yaşar Bey ile yaşadığımız bir anıya, bu yazıda yer vermek istiyorum. Bundan birkaç ay önceydi. Bir sohbet sırasında, konu “Cennet” bahsine geldi. Sohbetteki Hocamız bu bahsi anlatırken, Yaşar Bey, bir soru sordu: “Hocam, Cennette de yine bu vücutlarımızla mı yaşayacağız” dedi. Hoca, “Evet, bu vücutlarımızla yaşayacağız” dedi. Bunun üzerine, Yaşar Bey, aynı soruyu tekrar sordu. “Yine aynı bu şekilde mi” dedi. Hoca, “tabi, bu vücutla” dedi. Hocamız, Yaşar Bey’in sorudaki maksadını anlamamıştı. Ben, Yaşar Bey’in maksadını anlayıp “Hocam, burada Yaşar Bey, sanırım, vücutlarında hastalık, sakatlık ya da noksanlık olanların, yine orada da öyle mi olacaklarını, yaşlıların yine yaşlı mı olacaklarını merak ediyor” deyince, Hoca sorudaki maksadı anladı. Ve, “tabi tabi, insanlar orada 33 yaşında, genç, bütün noksanlardan uzak ve güzel bir vücutları olacak” dedi. Kısacası, Yaşar Bey, ahretteki vücudumuzun dış görünüşünü merak etmişti. Hoca da, insanın orada da yine somut bir vücutları olacak mı diye anlamıştı soruyu. Benim araya girmem ile, sorunun maksadı anlaşıldı ve tam cevabı öylece verilmiş oldu.
Yaşar Bey, o soruyu sorarken hiç birimiz düşünemezdik, birkaç ay sonra ahrete intikal edeceğini. Fakat, “ecel tektir ve değişmez”. “Ah, vah etmek fayda vermez.” Müslümanın ölüme bakışı, çok çok farklıdır ve gerçekçidir. Bizim için imanlı yaşanıp yaşanmadığı, iyi amellerin ve sevapların çok olup olmadığıdır önemli olan. Yaşar Kardeşimizin bu noktada, iyi durumda olduğuna ve İslam Yolunda yürüdüğüne şahadet ederiz. Mübarek günler içerisinde ve Ramazan-ı Şerif’te oruçlu iken vefat etmesine gıpta ederiz.
Bu yazı vesilesiyle, bir kez daha, “Yaşar TÜRKLEŞ Kardeşimize Allah’tan rahmet ve Ailesine ve Sevenlerine başsağlığı” diliyorum. Mekânı Cennet olsun. Vesselam.
Ahmet Sandal
20-KAHRAMANMARAŞ SÜTÇÜ İMAM ÜNİVERSİTESİ CİSMİYLE VE İSMİYLE BİZİMDİR
Geçen günler içinde, Kahramanmaraş yereline hitap eden bir internet sitesinde, “Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi’nin isim değişikliği üzerinde suni bir gündem oluşturma çabalarına tanık oldum.”
Bu değişikliği bir şahıs gündeme getirmiş ve “12 Şubat” ismini önermişti. Ben bu haberi okuduğumda bunu bir köşe yazısına dönüştürmeyi uygun bulmadım. Çünkü bu tür köşe yazıları, “suni gündem oluşturma hedefi içinde olanların ekmeğine yağ çalar”. Bu sebeple yalnızca habere sert bir yorum yapıp özetle şunları yazmıştım: “Bu nasıl iş? Bu nasıl talep? Bu talepten maksat ne? İşin perde arkasında ne var? Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi isminden rahatsızlık duyanlar, “sütçü’den mi utanıyorlar, imam’dan mı utanıyorlar yoksa her ikisinden mi utanıyorlar” diye sormuştum.
Bu konuda yazı yazmayacaktım. Fakat, Sütçü İmam’ın Torunu ve Kahramanmaraş ve İlçeleri Kültür Derneği Başkanı Yaşar TÜRKKORUR Ağabey’den bu hususta bir mesaj aldım. Bu mesaj, basın bildirisi olarak kaleme alınmış ve şahsıma da gönderilmiştir. Yaşar Ağabey, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesinin isim değişikliği konusunda, nerdeyse her sene gündem oluşturulmaya çalışıldığını ve bunun “iğrençliğinden kimsenin yemediği bir temcit pilavı olduğunu” belirtmiş. Mesaj 2 sayfa. Fakat oldukça sert bir üslupla hazırlanmış. Ben özellikle bu kadar sert üslubu tasvip etmediğimi de belirtmeliyim. Neyse, Başkanımız ve Değerli Ağabeyimiz Yaşar TÜRKKORUR Bey’in üslubu konusunu burada tartışmak yerine, gelin şu isim değişikliği hususunda bir fikir jimnastiği ve kısa bir münazara da bulunalım.
Önce şu soruyu sormak istiyorum: Bu Ülkede kim “imam’dan rahatsızlık duyar?” Elbette, “imam Milletimize dinini, diyanetini karınca kararınca öğreten bir görevlidir”. Gerçi, “imamın esas işlevi önderliktir. O işlev günümüzde pek geçerli değil. O ayrı bir konu.” (Toplumdaki fertlere önder olma konumundaki az sayıdaki tüm imamlara sonsuz saygım var.) Evet, Bu Ülkede aklı başında ve selim bir ruha sahip her insan imamı sever. Aklı başında olmayanlara, selim kâlp taşımayanlara diyecek bir sözümüz yok. Peki, imam isminden kim rahatsızlık duyar? O da yukarıdaki çerçevede değerlendirilebilir. Burada da bir mesele yok. Toplumumuzda çocuklarına imam isminin verildiği bir gerçektir. Öyleyse, burada da bir rahatsızlık yok.
Şimdi gelelim “sütçü” konusuna. Sütçü dediğimiz mesleğin de hakir görülecek bir tarafı olmadığını hepimiz biliyoruz. Esasında helalinden kazanç üzerine kurulan tüm meslekler makbuldür. Öyleyse “sütçü” ismini de tartışmaya mahal yok.
Şimdi gelelim, “Sütçü İmam” ismine. Vatanını ve milletini seven hiçbir kimse “Sütçü İmam’dan rahatsızlık duymaz. Bilakis gurur duyar. Bu nokta itibariyle, Kahramanmaraş Sütçü İmam ismindeki rahatsızlığın özünde özellikle “Sütçü İmam’ın” şahsının bulunmadığı da çok açık.
Yukarıdaki analizlerden sonra insan sormadan edemiyor. Öyleyse, nedir bu rahatsızlık? Nedir bu Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi isminden rahatsızlık duyanların maksadı?
Sütçü İmam’ın torunu Yaşar TÜRKKORUR Bey, bu hususla ilgili olarak yukarıda bahsi geçen mesajında, KSÜ Rektörü Nafi BAYTORUN ile yaptığı bir görüşmede, “ismin uzunluğundan bahsettiğini ve üniversitenin geride olmasının bu ismin bu şekilde uzun olmasına bağladığını” belirtmiş ki, eğer bu ifadeyi ben mesajdan yanlış anlamadıysam, aynen bu meram ifade edildi ise, “böyle bir bahaneye kargalar değil, tüm canlılar, hatta cansızlar, taşlar, kayalar, duvarlar güler” demekten başka bir söz kalmıyor. Yani, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesinin geride olmasının nedeni, “isminin uzun olması mı?” O zaman, ismi uzun olan şahıslar başarısız olacak demektir!? Çocuğun ismi, mesela, “Muhammed Abdurrahman” soyadı “Bayramoğlu” olan başarısız olacak, ismi mesela “Kaan”, soyadı “Alp” olan başarılı olacak. Böyle bir mantık var mı? Yok elbet. Bu nedenle, Yaşar Bey'in mesajındaki o bölümün iyi anlaşılması ve Rektör'ün asıl meramının bu olmadığına inanıyorum. Yani ismin uzunluğu ile üniversitenin geride kalması arasında bir illiyet bağı elbette kurulamaz. Bu bağı da kimse kurmaz.
Bu tartışmayı fazla uzatmaya gerek yok. Sanırım işin özünde şu var. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi isminden rahatsızlık duyanlar şanlı tarihimize oldukça uzak, “kendini ve özünü bilmez birkaç öğrenciden” ibarettir. Bunlar bu rahatsızlığını zaman zaman dile getiriyorlar. Kendi mantıklarına göre, “sütçü’yü” mü hafife alıyorlar, “imam’ı” mı benimsemiyorlar? O konuyu ben bilemem.
Benim bildiğim tek şudur: Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi ismiyle ve cismiyle bizimdir ve geleceğe bu isim ve cisimle güvenle ilerlemelidir. Kahramanımız Sütçü İmam da her zaman baş tacıdır ve yalnızca Kahramanmaraşlının değil, tüm Türkiye’nin sevdiği güzide bir şahsiyettir. Durum bu, vesselam.
Ahmet Sandal
20- KÖYLERDE TEMİZLİK KAMPANYASI BAŞLATAN VALİMİZE TEŞEKKÜR
Geçtiğimiz yaz aylarında, memleketim Kahramanmaraş Pazarcık’ta iznimi kullanırken, bazı köylerde gördüğüm bir çirkin manzara hoşuma gitmemişti.
Manzaralar hoşa gitmediği gibi, Bizde bir “hayal kırıklığı da meydana getirmişti.” Zira, biz köylere, Allah’ın yarattığı güzel manzaralar ve güzel tabiat değerlerini görmeye gitmiştik. Zaten, şehirlerin çirkin ve beton manzarası yeterince sinirimizi bozuyordu. Köylerde hoş bir sefa sürelim ve gözlerimiz bayram etsin dedik. Ancak, bazı köylerde çöplerin dere ve vadilere gelişigüzel döküldüğünü görmek ruhumuzu incitmişti. Hele şu pet şişeler ve plastik atıklar var ya, o atıkların köylerde bile öbek öbek yığılı olduğunu görmek canımızı sıkmıştı.
Karakter ve yapı olarak, “kendi kendime söylenmeyi sevmem”, ancak karşılaştığım aksaklık ve noksanlığı ilgililere bildirmeyi severim. Bu özelliğimi bilen bilir. İşte bu gördüklerimi de yalnızca kendi kendime söylemedim ve ilgililere, yetkililere ulaşacak şekilde yazı ve makaleye dökmüştüm. Bu yazı ve makalem, 14 Ağustos 2010 tarihinde haber46.com.tr’de, 18 Ağustos 2010 tarihinde ise hem de Pazarcık Aksu Haber Gazetesinde yayınlanmıştır.
Bu yazıda, en son olarak, yetkililerin bu hususta bir çözüm bulmaları için; “köylerde oluşan plastik atıklarının tabiattan tekrar uzaklaştırılması için de, bir kampanya düzenlenerek hepsi de toplanıp uzaklaştırılabilir. Bunun için Muhtarlarla işbirliği içinde bir kampanya gereklidir” demiştim.
Bugün öğrendiğim kadarıyla, Kahramanmaraş Valisi Sayın Mehmet Niyazi TANILIR, Kahramanmaraş köylerinde 15 Eylül 2010 tarihinde “temizlik kampanyası” başlatmış, kendisini kutlarım. Gerçekten, Sayın Valimizi bir ay öncesinden, yani bu etkinliğin gerçekleştirildiği günlerde, kutlamak isterdim. Ancak, binlerce haber arasından ve şahsımın içinde bulunduğu yoğunluk nedeniyle, bu haber dikkatimi çekmemiş. Biraz önce de belirttiğim gibi, bu etkinlik 1 aydan fazla zaman öncesinden gerçekleştirilmiştir. Ben bugün (22 Eylül 2010 günü) öğrendim. Ve öğrenir öğrenmez de konuyu bir yazıya dökmek için kağıda kaleme sarıldım. (Kağıda kaleme derken artık, yazı yazarken kağıt kalemden çok, klavye, tuşa sarılıyor insan.)
Evet, Kahramanmaraş Valisi Sayın Mehmet Niyazi TANILIR Bey’in, Kahramanmaraş köylerinde “temizlik kampanyası” başlatması sevindirici ve mutluluk verici bir gelişme. Bunun yanında, bir Yazar olarak, yazdıklarımızın bir vesile ile hayata geçirilmesi de “mutluluk verici” bir olaydır.
İşin şu boyutunu hemen belirteyim. Bu yazıyı yazmak için klavyenin başına geçtiğimde, bir arkadaşım, “Senin haber46.com.tr’deki o yazının ve gazetedeki o makalenin Vali tarafından okunduğu ne belli” dedi. Ben de o arkadaşa; “sözkonusu o yazımın Vali Bey tarafından okunup okunmadığı önemli değil. Benim için önemli olan o temizlik kampanyasının başlatılmış olmasıdır” demiştim. Aynı sözü burada da tekrarlıyorum.
Netice olarak, katı atık ve çöp sorunu Ülkemizin en ciddi çevre problemidir. Bu sorunun hem şehirlerde ve hem de köylerde ciddi bir sorun oluşturduğu açık bir gerçektir. Sözünü ettiğim o yazılarda belirttiğim üzere, Ülkemizde de günlük kişi başına ortalama 1 kg katı atık oluşmaktadır. Bu rakam Ülke nüfusuyla çarpıldığında, çöp miktarı olarak milyon tonlara varan bir rakam oluşmaktadır. Bu miktarın etkili bir şekilde toplanması ve sağlıklı bir şekilde bertaraf edilmesi gerekmektedir.
Ahmet Sandal
21- ŞAİR, ŞİİR VE KAHRAMANMARAŞ
Geçen gün bir izin dolayısıyla Kahramanmaraş’tayım. Şehrin sokaklarını gezerken gözüme bir afiş takıldı. Necip Fazıl, Ünlü Büyük Doğu Şairimiz Kahramanmaraş’ta anılacak ve Kahramanmaraşlı yazar ve şairler Üstadımızı yad edeceklerdi. Sevindim. Bu programı
Kahramanmaraş gerçekten edebiyat ve özellikle şiir yönüyle ünlü bir şehirdir. Meşhur bir sözdür, söylenir: “Her beş Kahramanmaraşlının altısı şairdir” diye. Gerçek bu mudur? Bu söz gerçeğin mübalağa sanatı kullanılarak bir başka şekilde anlatımımı mıdır? Bilinmez. Fakat, doğru olan şudur ki, “şair, şiir ve Kahramanmaraş” her üçü de uyumlu bir birliktelik oluştururlar. Edebiyatçı yetiştirmede ünlüdür Kahramanmaraş. İşte bir çırpıda aklıma gelenler. Karacaoğlan Derdiçok Sünbülzade Vehbî Necip Fazıl Kısakürek Abdurrahim Karakoç Rasim Özdenören Nuri Pakdil Erdem Beyazıt Cahit Zarifoğlu Ahmet Taşgetiren Vehbi Vakkasoğlu Bahattin Karakoç Aşık Mahsuni Alaattin Özdenören Rahmi Eray Hayati Vasfi Taşyürek Ali Akbaş Hilmi Şahballı. Bu yazarların, bu şairlerin hepsi Ülkemiz çapında meşhurdur. Bunlarla birlikte, 127 şairimiz Kahramanmaraşlı Şairler antolojisinde yer bulmuştur. Bu antolojide şahsıma yer verilmemişti. Bir şiir kitabım var, yüzlerce şiirim var, yayına hazır vaziyette ikinci şiir kitabım beklemektedir. Bunlarla birlikte ne de olsa Kahramanmaraşlıyım. Öyleyse, bütün bu hususları bir araya getirdiğimizde, 128. şair olarak da naçizane kendime sıralamada yer veriyorum.
Tabi bu işin latifesi. Bu şaka bir yana. Şair olup olmamak da önemli değil. Bu gök kubbe altında bir güzel ve bir hayırlı ses bırakmaktır önemli olan. Biz de buna çalışıyoruz. Ne demiş Ünlü Divan Şairimiz Baki, “Baki kalan bu gök kubbede hoş bir sadadır.” Ne mutlu bu sadayı gök kubeye gönderenlere.
Kahramanmaraşlı bir çok yazar ve şair, hamdolsun, gök kubbede hoş sada bırakmıştır. Bu iftihar edilecek bir durumdur.
Ben bu yazıda işin elbette iftihar edilecek yönünü bu şekilde belirttim. Fakat, bir de işin tefekkür noktası vardır. Çünkü, şiir ve şair eşittir tefekkür demektir. Gelin şairane bir tefekkürde bulunalım ve soralım: Şair ilhamını ve gücünü yetiştiği muhitten ve topraktan mı alır, yoksa, şair yetiştiği toprağa ve muhite mi güç verir. Zor bir soru değil mi?
Bundan birkaç sene önceydi. Bir Tebessüm Dergisi için Ünlü Şair Yazar ve Hemşehrimiz Abdurrahim Karakoç’a bir röportaj kapsamında şu soruyu yöneltmiştim. “Abdurrahim Abi, şair memleketidir memleketimiz. Sizce nedeni nedir?” Cevap şu olmuştu: “İnsanlar nasıl günlük hayatlarında birbirini etkilerse, edebiyat alanında da etkilerler”. Yani işin açıkçası şunu söylemek istemişti: “Bir memleketten bir şair çıkması, o civarda bulunan gençlerde bir heyecan dalgalanması meydana getirir ve ben de şair olabilirim ve ben de şiir yazabilirim duygusu meydana getirir” demişti. Evet, ben de buna katılıyorum. Gerçekten, insanımız ve birbirimizle etkileşim içindeyiz. Şair ve şiir muhitinde yetişen bir genç elbette etkilenecektir. Şunu sorabilirsiniz şimdi: “İşin kabiliyet yönü ne olacak?” Sorunun cevabı şudur: “Herkeste olmasa bile belli bir ekseriyette edebiyata yönelik ilgi baştan itibaren vardır. Bu ilgi, geliştirildikçe bir sanata dönüşecektir.” Baklavacının yanında duran baklavaya ilgi duyar, dondurmacının yanında duran dondurmaya ilgi duyar. İşte bu nedenle en iyi baklava ustaları Gaziantep’ten ve en iyi dondurma ustaları da Kahramanmaraş’tan çıkar. Sonuçta iş bir etkilenme ve ilgilenme meselesidir.
Konumuza dönecek olursak, Kahramanmaraş’ta edebiyat ortamı, özellikle geçmiş yıllarda oldukça mümbit idi. Bu husus bir etkilenme meydana getirmiştir. Bu etkilenme beraberinde ilgilenmeyi sağlamıştır. Sonunda da yukarıda isimleri sayılan meşhur şairler ve ismi sayılmayan 127 şair ve naçizane bu satırların yazarı (128. şair olarak) Kahramanmaraş’ımızda yetişmiştir. Vesselam.
Ahmet Sandal
22- KAHRAMANMARAŞ'IMIZIN ÇEVRE VE ORMAN ZENGİNLİĞİ
İlimiz, 14.327 km2’lik geniş bir alanı kapsamakta olup topraklarının büyük kısmı Akdeniz bölgesinde yer almasına rağmen, kuzey kesiminde Doğu Anadolu Bölgesi, güneyinde ise Güneydoğu Anadolu Bölgesi iklim ve coğrafya şartları geçerlidir.
Şurası bir gerçektir ki, İlimiz, çevre ve orman değerleri açısından oldukça zengindir. Hele su kaynaklarımız ve ormanlarımız çok değerlidir. Yalnızca, su ve orman kaynaklarımız mı zengin? Hayır. İlimizin doğal zenginlikleri kapsamında, bir çırpıda, tarım kapasitesini, kaplıca ve ılıcalarımızı sayabiliriz.
Her Kahramanmaraş’lı çevre ve orman varlığımızın bilincinde olarak, bu değerleri korumak için azami çaba sarfetmelidir.
Su varlığımız kapsamında önce aksularımızın isimlerini sayalım. Akarsularımız, Ceyhan, Aksu, Fırnız, Göksu, Hurman Suyu, Tekir Suyu, Ağabeyli Çayı, Nergele, Deliçay, Erkenez vb gibi adlar taşımaktadır. Bu akarsularımızın bir kısmı baraj olarak yüzeysel su kaynağımız şeklinde de halkımıza hizmet vermektedir. Aksu nehrinin önündeki Kartalkaya Barajı, Ceyhan Nehrinin üzerinde Sır Barajı, Ceyhan Nehri ile Güredil Çayının birleştiği yerin 2,5 km mansabında inşa edilen Menzelet Barajı, Erkenez Nehri üzerinde inşa edilen Ayvalı Barajı, yine Ceyhan Nehri üzerinde bulunan Kılavuzlu Barajı ve son olarak Goksu Nehri üzerinde kurulan Adatepe Barajı İlimizdeki barajlardandır. Bu sayıdaki bir baraj sayısı sanırım bir çok İle nasip olmaz.
Kahramanmaraş İlimizdeki orman varlığı olarak da şunları belirtebiliriz: İlimizde 500-1200 m yükseklik aralığında, meşe, çalılık, dişbudak, kesme, karaçalı gibi ağaç türleri bulunmaktadır. Biraz daha yükseklerde, (2000 m yüksekliğe kadar) bol miktarda kızılçam, karaçam, göknar, ardıç ve meşe türleri mevcuttur. 2000 metrelerin üzerinde ise ağaç varlığından daha çok, geven, menekşe, gelincik, yumak, çoban Yastığı gibi bitki türlerini görebiliriz. Tabi sedir (kamalak) türü ağaçlar çeşitli yüksekliklerde mevcuttur. Kahramanmaraş’ımızın orman varlığı sayısal olarak şu şekilde özetlenebilir: Orman varlığımız, 160.985 ha normal orman, 347.466 bozuk orman niteliğinde olup, bunun ilimiz yüzölçümüne oranı %35’tir. Yani İlimizin toplam alanının % 35’i ormanla kaplıdır. Ülkemizin ormanlık alanının %28 seviyesinde olduğu dikkate alındığında, orman varlığımızın Türkiye ortalamasının üzerinde olduğu anlaşılmaktadır.
Tarım kapasitesi olarak, başta pamukçuluk, buğday, arpa, nohut, mısır ve ayçiçeğini sayabiliriz. Bunların yanında ceviz ve Antep fıstığı yetiştiriciliğinde de çok önemli bir noktada olduğumuzu söylemek durumundayım. Fıstığa Antep fıstığı derler, fakat, bu fıstığın büyük oranı Kahramanmaraş İli sınırları içerisinde yetişir. Mesela, Pazarcık İlçesinin topraklarında büyük bir fıstık üretimi gerçekleştirildiğini Kahramanmaraş’ta yaşayan herkes bilir. Adının Antep Fıstığı olduğuna bakmayın, fıstık asıl olarak Pazarcık’ta yetiştirilmektedir. Kahramanmaraş’ta bağcılık da çok önemli bir ziraat dalıdır. Bizim üzümlerimizin lezzeti bilmek ki nerede var? Bir kabarcık üzümü, bir azazi ya da ezezi üzümü, bir ağüzüm, bir mağrabaşı üzümünün lezzetini ancak yiyen bilir.
Kaplıcalarımız ve Ilıcalarımız kapsamında, Elbistan’daki kaplıcalar ve Zeytun’daki Ilıcalar şifa kaynağıdır. Bu yerleri özellikle yaz günleri, Ülkemizin dört bir yerinden gelen büyük bir kalabalık insan topluluğu şifa aramak ve sağlık bulmak için ziyaret etmektedir.
Netice olarak, Kahramanmaraş İlimizde çevresel ve orman varlığı, Allah’ın bahşettiği nimetler olarak, çok üst seviyelerde ve kendisine yani İlimize yettiği gibi, civar İllere de büyük fayda sağlamaktadır. Mesela, Gaziantep İlinin içme suyu kaynağı Kahramanmaraş İli Pazarcık İlçesi Kartalkaya Barajı’ndan sağlanmaktadır. Ilıcalarımıza, kaplıcalarımıza civar İllerden, özellikle Gaziantep, Şanlıurfa ve Diyarbakır’dan binlerce vatandaşlarımız gelmektedir. Tarım potansiyelimizi de, yani ceviz, üzüm, fıstık, buğday, pamuk ve diğer tarım ürünlerimizi de tüm vatandaşlarımızın hizmetine sunmuşuz.
Sözün özü, Kahramanmaraşlılar olarak çevre, tarım ve orman potansiyelimizin farkında olalım ve iyi koruyalım. Vesselam.
Ahmet Sandal
23- KAHRAMANMARAŞ VE TANITIM
Geçen gün Ankara’da, tanıtım fuarlarının ve özellikle de İllerin tanıtım günlerinin düzenlendiği Atatürk Kültür Merkezi (AKM ) alanının önünden geçerken, Tokat Tanıtım Günleri başlıklı koca koca afişler gördüm.
Bu afişleri ve tanıtım fuarının önündeki kalabalık insan topluluğunu görünce “vah Kahramanmaraş’ım vah” dedim. “Seni kimse böyle bir Merkezde tanıtmıyor” diye düşündüm. Bundan bir ay kadar önce de başka bir İlin, yanılmıyorsam Rize İlinin tanıtım günleri vardı. O zaman da aynı düşüncelere kapılmıştım.
Bu hususları bu şekilde yoğun düşünmemin en büyük nedeni, Anakara’da kurulu bulunan Kahramanmaraş ve İlçeleri Eğitim ve Kültür Derneği’nin geçen sene içerisinde gösterdiği çabalar ve bu çabaların maalesef yarım kalmasıdır. Dernek olarak hızlı bir şekle başladık. Kahramanmaraş Valisi’nden İl Özel İdaresi aracılığıyla destek aldık. Milletvekillerimizden Sayın Nevzat PAKDİL’den destek aldık. Bu destekler mali yönden sağlanmış kaynaklardı. Ancak, iki destek yanında elbette, Belediyenin ve diğer yerel kuruluşların, mesela, Ticaret ve Sanayi Odalarının, esnaf odalarının ilgi ve desteği gerekliydi. Bu ilgi ve destek yeterince ortaya çıkmadı. Hatta kendi kendimize şunu düşündük Dernek’teki arkadaşlar olarak; “bu tanıtım kimin için, başta Kahramanmaraş esnafı, yani, dondurmacısından bibercisine, bakırcısından tekstilcisine kadar esnafımız için, gel gör ki, tanıtmak istediklerimizde bu hususta bir istek yok” diye düşündük.
Geçen sene Haziran Ayı için AKM yetkililerinden yer bile almıştık. Maalesef tanıtımımız olmadı. Fakat, bu tanıtım elbet bir gün Ankara’da gerçekleştirilecektir. Çünkü, Kahramanmaraş’ın nüfus ve ekonomik olarak onda bir ağırlığı ve kapasitesinde olmayan Şehirlerimiz çok da başarılı bir tanıtım gerçekleştiriyor. Bu tanıtım işin sırrının esasında nüfus ve ekonomik kapasiteyle de ilgisi yok. Tek bir özellikle ilgisi var. O da şu, ilgili şehrin Taşra’daki yetkilileri ile Ankara’daki temsilcileri arasında kurulan sağlam köprüyle alakası var. Taşra’daki yetkililer deyince, elbette Belediye, Vilayet, Ticaret, Sanayi, Esnaf Odaları’nın yetkilileri anlaşılmalıdır. Peki, Ankara’daki bu temsilciler kimlerdir? Bu temsilciler, hemşehri dernekleri olabilir, bürokratlar olabilir, siyasetçiler olabilir. İşte bunlar arasında çok sağlam irtibat olmalıdır. Ankara’da tanıtım günleri düzenleyen İller, mesela geçen sene Trabzonlular çok başarılı bir tanıtım gerçekleştirdiler ki, işin arkasında Valisiyle Belediye Başkanıyla, Bakanıyla Milletvekiliyle herkes vardı.
Sözün özü, “Kahramanmaraş ve Tanıtım” gereklidir. Hatta bu tanıtım sırf Ankara’da değil, Türkiye’nin ve Dünyanın her yerinde gereklidir. Mesela, geçen gün, Kıymetli Hemşehrimiz Fatih UĞURLU Bey’in bir yazısında okudum, “Kahramanmaraş’ta İnanç Turizm” üzerine duruyordu. İnanç Turizmi kapsamında, Ashab-ı Kehf, Hz. Ukkaşe’nin Mekanı, Malik Ejder Türbesi üzerinde duruyordu. Çok doğru. Evet, Konya’da Mevlana, Bolu’da Hayreddin Tokadi, Bursa’da Emir Sultan, İstanbul’da Eyüp Sultan ve benzeri yerlerde onlarca türbe ve mekan binlerce turist akınına uğrarken, Afşin’deki Ashab-ı Kehf’in bu kadar ilgisiz kalmasını anlamak mümkün değildir. Ashab-ı Kehf ki, Afşin’de olduğu bilim adamlarınca ispatlanmış bir yerdir.
Evet, Kahramanmaraş’ımız yüzü Kabe’ye çevrilmiş bir Ev’dir. Bu evin ön bahçesinde Hz. Ukkaşe (ra) ki, Sevgili Peygamberimizin (sav) nübüvvet mührünü gören Ulu Bir Sahabe medfundur. Arka bahçesinde ise Ashab-ı Kehf dediğimiz zulme rıza göstermeyen Yedi İnançlı Genç ve yanlarında kıtmirleri medfundur. Bu büyük mekânların yanında, memleketimizin sağı-solu, arkası-önü, her yeri gezilecek ve görülecek güzelliklere, tabiat ve kültür bakımından ilgi çekecek özelliklere sahiptir. Fakat tanıtımımız yeterli değil.
İnşallah, bu hususta bir atılım olur da, Kahramanmaraş tanıtım ve turizmden hak ettiği değeri ve başarıyı alır. 2010 yılında tanıtım konusunda bir atılım beklemiyorum, ancak 2011 için ilgili ve yetkililerden bir atılım ve plan-program bekliyorum. Haydi Kahramanmaraş.
Ahmet Sandal
24- PAZARCIK'TA PARK VE BAHÇE İHTİYACI
Pazarcık’ta vatandaşlarımızın şehrin içerisinde huzur bulacağı ve kahvehane ile dükkân önlerine muhtaç olmayacağı park ve bahçelere büyük ihtiyaç var.
Köyünden bir iş için Pazarcığa gelen köylü vatandaşımız, işi bittikten sonra, zaman geçireceği bir yer bulmak için çabalamaktadır. Pazarcık’taki emekli vatandaşlarımız da yeşil bir alan içerisinde huzur bulacağı bir mekânı aramaktadır. Gençlerimiz, çalışanlarımız günün yorgunluğunu atacağı bir parkı, bir bahçeyi özlemektedir. Maalesef, hiçbirisi de şehir içerisinde böyle bir yeri bulamamaktadır. Hepsi de çoğu zaman kendisine bir kahvehaneye ya da arkadaş, dost dükkânına atmaktadır. Tabi kahvehane insanı sıkmaktadır. Arkadaş, dost dükkanına da her zaman gelip esnafı meşgul etmek de doğru değil.
Pazarcık’ta vatandaş bu konuda, yani halka açık park ve bahçe ihtiyacı konusunda muzdariptir. Bu sorunu zaman zaman dillendirmektedir. Geçen gün Ankara’ya bir iş için gelen ve şahsımı da ziyaret eden Haceli Çiftepala Kardeşim de bu hususu dile getirdi. Ben de bu konuyu bir yazımda gündeme getireceğimi belirttim. Zaten, haber46.com.tr okuyucularına yerel konulardaki dert ve sorunlarını gündeme getirme konusunda verilmiş sözüm var. Bu söz kapsamında daha bir çok konu zamanı ve yeri geldiğince gündeme gelecektir.
Evet, tekrar konumuza dönelim. Pazarcık’ta şehrimin içinde, beton yığınları arasında huzur arıyoruz. Nefes alacak bir mekân arıyoruz. Beton yığınları sevimsizdir ve huzursuzluktur çünkü. Burada şunu da hemen belirteyim ki, bu konu yalnızca bu günün konusu olmadığı çok açık. Ve sorumluların da bugün değil daha çok geçmişteki Belediye Yöneticileri olduğu çok açık. Gelmiş geçmiş Belediye Başkanları ve ilgili Yöneticileri şehrin içindeki yeşil parklara, bahçelere önem vermemekle, bu hususu çözüme kavuşturmamakla elbette sorumludur. Öyleyse, tüm Belediye Yöneticileri, Belediye Başkanından İmar Müdürüne kadar hepsi de sorumludur. Bu sorumlulara gerektiği şekilde müdahale etmeyen Mülki İdare Amirleri de sorumludur. Valisinden Kaymakamına kadar herkes bu konuda sorumludur.
Geçen günlerde Memleketim Pazarcıktaydım. Büyük bir inşaat faaliyeti gördüm. Şehrin her caddesinde, her sokağında koca koca beton yığınları yükseliyordu. Bu durum, işçilerimizin iş bulması, esnafın iş yapması açısından sevindiricidir. Ancak, bu yüzlerce inşaatın yanında bir tane bile şehir içinde park ya da yeşillendirme faaliyeti olmaması karşısında düşündürücüdür.
Yurt dışında çalışıp da para biriktirenler çoğunlukla memleketlerinde ev yapmağa meraklıdır. Çok azı fabrika ya da başka bir istihdam artırıcı yatırım yapar. Bizim memleketimizde de aynen öyle. Pazarcıklı yurt dışında çalışan Hemşehrilerimiz, eğer paraya kavuşmuşsa, hemen koca koca evleri, binaları diker şehrin ortasına. Diğer memleketlerde de aynı durum geçerlidir. Buna bir diyeceğimiz yok. İnşaat yapılsın. Zenginlerimiz, parası olan evlerini, katlarını artırsın. Ancak bu arada Belediye mi yapıyor, Kaymakamlık mı yapıyor? Kim yaparsa yapsın. Şehrimin içerisine beton yığınları arasında bunalan vatandaşlarımıza bir zahmet, bir park yapılsın, bir bahçe yapılsın.
Şimdi şunu diyeceksiniz. Şehir içlerinde boş yer mi bıraktılar ki, park yapılsın, bahçe yapılsın? İlk bakışta doğru gibi geliyor. Fakat, şunu düşündüğümüzde yanlış olduğu açık. İstenirse arsa düzenlemeleriyle, şehrin muhtelif yerlerinde (bir kısmı şehrin merkezine yakın yerlerde, bir kısmı uzak yerlerde) atıl arazilerin değerlendirilmesiyle yeşil alan da oluşturulur, park ve bahçe de yapılabilir. Niyet halis olursa, vatandaşımızın park ve bahçe ihtiyacına kesinlikle çözüm bulunur.
Yazımı burada bitirirken, gelişmiş Ülkelerdeki şehir içlerindeki yeşil alan miktarı ile Ülkemizdeki yeşil alan miktarını dikkatlerinize sunuyorum ve düşünmeye çağırıyorum.
Gelişmiş ülkelerin büyük kentlerindeki kamuya açık yerlerde kişi başına yeşil alan miktarı Stokholm’de 80, Londra’da 65, Zürih’de 60, Frankfurt’da 40, Rotterdam’da 38, Lahey’de 21, Kopenhag’da 12, Berlin’de 12, Hamburg’da 11 metrekaredir. Ülkemizde kamuya açık yerlerde kişi başına düşen yeşil alan miktarı, Ankara’da 14, İsparta’da 10, Erzurum’da 4, Antalya’da 3, Eskişehir’de 3, İstanbul’da 2, Kahramanmaraş’ta 2, İzmir’de 2, Trabzon’da 2 metrekaredir. Evet, durum çok açık ve yeşil alan miktarları bakımından yetersizliğimiz ve fakirliğimiz ortada. Yapılan araştırma ve çalışmalara göre, bir şehrin içerisinde kamuya açık yerlerdeki yeşil alan miktarının kişi başına en az 10 metrekare olması gerekiyor. Bu durumda, Ülkemizde Ankara ve Isparta dışında (belki de bunun gibi birkaç şehrimiz daha vardır) yeşil alan standardına ulaşan hiçbir şehrimiz bulunmamaktadır. İstanbul’da, İzmir’de, memleketim Kahramanmaraş’ta ve hele yeşillikler içerisindeki Karadeniz’in incisi Trabzon şehir merkezinde beton yığınlarının fazlalığı net olarak yukarıdaki listeden anlaşılmaktadır. Zaten, bir gün İstanbul’a uçaktan baktım da, için sızladı. Polonya’dan dönüyordum. Polonya’nın başkenti Varşova’dan havalanan uçağımız İstanbul’a inerken, “vay be, İstanbul betonistan olmuş, beton şehir İstanbul vah vah” dedim. Havalandığımız Varşova’da ise ağaçların arasında tek tük beton binalar görünmektedir havadan. Aradaki farkı aynı günde görünce Ülkem adına içim sızladı.
Evet, Pazarcık’taki yeşil alanların azlığından girdim İstanbul’dan çıktım. Ülkemin vatandaşlarının huzuru için yeşil alanlara, park ve bahçelere büyük ihtiyaç vardır. Haydi tüm Belediye Yöneticileri herkes görev başına.
Ahmet Sandal
25- PAZARCIK’TA ŞEHİR İÇİ YOLLAR
Geçen sene yazmıştım. 29 Mart 2009 Mahalli İdareler Seçiminden sonra kaleme aldığım bir yazımda belirtmiştim. Pazarcığın sorunları kapsamında “şehir içindeki yolların delik deşik olduğundan, yolların ve caddelerin bakımsızlığından bahsetmiştim.”
Evet, şimdi internetin başında haber46.com.tr’deki, daha önce yayınlanan o yazıma baktığımda, 21 Haziran 2009 tarihinde (yani 29 Mart 2009 Mahalli İdareler Seçiminden sonra) yayıma giren “Pazarcık İlçesinin Sorunları ve Çözüm Yolları” başlıklı yazımda; “İlçenin sokakları genel olarak bakımsızdır. Sokakların birçoğu delik deşiktir. Bu sokaklar asfaltlanmalıdır. İlçemiz doğu ile batı arasında bir köprü vazifesi görmektedir. Transit taşımacılık yapan ağır tonajlı araçlar Malatya Asfaltı dediğimiz yolun devamlı surette bozulmasına ve çökmesine yol açmaktadır. Bu yolun yalnızca belirli tonajlardaki araçlar için açık tutulması ve ağır tonajlı araçların yapılacak çevre yoluna kaydırılması gerekir” şeklinde tespit ve çözüm önerilerini aktarmıştım.
Heyhat, aradan geçen bunca zaman zarfında, yine değişen bir şey yok. Gerçi, Pazarcık’ta bazı caddelerde kilitli taş döşenmesi çalışmasına geçen yıl başlandı. Bir kısmı bitirildi ise de büyük çoğunluğu yarım kaldı. Örnek vermek gerekirse, 18. cadde dediğimiz, Menderes Mahallesinde, Malatya Asfaltına paralel olarak bir baştan bir başa uzanan o uzun caddenin büyük kısmı delik deşik. Bazı yerlerde yeni yapılan yollar var. Fakat, yolun bir kısmı eski, bir kısmı yeni, yolun bir kısmı düz, bir kısmı delik-deşik vaziyette. Bu durum tabii ki hiç hoş değil. İlçe merkezinin genelinde görülen, şehir içi yollardaki bu büyük noksanlıklar ve bakımsızlıklar bir an önce giderilmelidir. Bu hususta, Belediye’nin parasal yönden zorda olduğu ve geçmiş dönemden bir büyük maddi yük ve borç devraldığı için, alt yapı yatırımları yapmakta zorlanıldığı da bilinen bir gerçektir. Zaten, bu gerçek Belediye Başkanı Kamil Dalkara tarafından da her fırsatta dile getirilmektedir.
Gerçek bu olsa da, vatandaş hizmet bekliyor. Çünkü, Pazarcık İlçesinin yollarında günümüzde bile tozdan-topraktan geçilmiyor. İşin aslını sorarsan, günümüzdeki yol ve caddelerin çocukluğumdaki caddelerden pek farkı yok. İnsan düşünmeden edemiyor; “25-30 yılda şehir içi yollar, peyzaj, çevre düzenlemesi, genişlik ve modernlik yönünden biraz daha ileri ve güzel olamaz mı?” Çok mu fazla bir şey istiyoruz acaba!
Pazarcık’ta şehir içi yollar kapsamında, Malatya Asfaltı dediğimiz İlçemizin en işlek, en geniş ve ilçeyi bir baştan bir başa kesen caddesinin de yeni ve çevreci bir anlayışla yeniden yapılandırılması ve güzelleştirilmesi gerekir. Bu caddenin bu çağda bile delik deşik, yarım yamalak bir vaziyette olması kabul edilemez. Öncelikle, bu cadde üzerinde olup da kaldırımı işgal etmiş esnafın çıkartılması ve kendi hakkı olan yerde satışını yapması için bir düzenleme gerekir. Yalınzca bu caddede değil, tüm yol ve caddelerde kaldırımı işgal eden esnafa müsamaha gösterilmemelidir. Yollar ve kaldırımlar Milletindir ve esnafın değil, yayaların hakkıdır. Bu hususta çaba gösterileceği ve kısa süre içerisinde gelişme sağlanacağı, Belediye Başkanı Kamil Dalkara ile yaptığım görüşmede şahsıma ifade edildi. Umarım, bu husus kısa süre içerisinde sağlanır ve Pazarcık İlçesinde tüm yollar peyzaj düzenlemesi ve çevre açısından güzel ve bakımlı olur. Herkes hakkına razı olur. Esnaf da vatandaşın hakkı olan yol ve kaldırımları işgal etmez, umarım.
Sözü çok da fazla uzatmaya gerek yok. Şehir içi yolların bir kısmının düzenli bir kısmının düzensiz olması, aynı caddenin bir kısmın bakımlı, bir kısmının bakımsız olması kabul edilemez. Tüm şehir içi cadde ve yolları bir baştan bir uca kadar aynı düzeyde ve aynı yüksek kalitede olmalıdır. Yolun bir yeri güzel, bir yeri bakımsız olursa, bu durum elbette başarılı bir Belediyecilik olarak görülemez.
Pazarcık’ta şehir içi yolların, caddelerin ve sokakların bakımlı, güzel ve çevreci bir anlayışla tanzim edilmesi noktasındaki tüm çalışmaları Belediye yetkililerinden kısa sürede bekliyoruz.
Ahmet Sandal
26- PAZARCIK MESLEK YÜKSEK OKULU NE ZAMAN PAZARCIK’TA EĞİTİME BAŞLAYACAK
Memleketim Kahramanmaraş ve Pazarcık’ta geçen hafta kısa bir süre kaldım. Bu iki-üç günlük süre zarfında gördüklerimi iki üç başlıkta sizlere de aktaracağım.
Bu başlıklardan birisi işte bu yazının başlığı olan “Pazarcık Meslek Yüksek Okulu Ne Zaman Pazarcık’ta Eğitime Başlayacak” şeklindedir. Diğer başlıklar ise, Pazarcık’ta bu yıl üçüncüsü gerçekleştirilecek olan “Pazarcık Sakı Baba Yayla Festivali”, “Kahramanmaraş ve Pazarcık Yemek Kültürü (Kelle-Paça, Kebap vb)”, “Pazarcık’ta Yol ve Caddelerin Durumu, Pazarcık’ın Sorunları, Başta İşsizlik” ve benzeri başlıklarda olacak.
Şunu da hemen belirteyim. Maksadım memleketimizin sorunlarına, kültürel zenginliklerimize ve yemeklerimizin lezzetine dikkat çekmektir. Ne kimsenin karşısındayım, ne de kimsenin yanındayım. Hakkın ve hakikatin savunucusuyum.
Gelin, bu yazıda Pazarcık Meslek Yüksek Okulunun durumuna ve Pazarcığın büyük ihtiyacına dikkat çekelim. Diğerlerini zamanı geldiğince yazacağım, İnşaallah.
Yıl 2010. Ülkemizde her İlde Üniversite var artık. Toplam üniversite sayısı 141. Pazarcığın nüfusu 30000. Nerdeyse bazı İl Merkezlerinin nüfusuna eşit. Sanayi ve tarım göstergeleri oldukça müspet. Gel gör ki, bu İlçede bırakın üniversiteyi, fakülteyi, bir yüksek okul dahi yok. Gerçi, bir yüksek okulu kendisi yok, adı var.
Pazarcık Meslek Yüksek Okulu’nun adı var. 2000 yılından beri Kahramanmaraş’ta faaliyet gösteriyor. Peki, bu yüksekokul ne zaman Pazarcık’taki yerinde hizmet görecek? Cevap yok. Pazarcık Meslek Yüksek Okulu’nun öğrencileri Pazarcığı görmeden mezun oluyor. 2000 yılından bu güne kadar geçen on sene zarfında, bu yüksek okul bir türlü Pazarcık’ta faaliyete başlayamamış, bu durumu kimse anlayamamış.
Dile kolay aradan koskoca on yıl geçmiş ve okul Pazarcığa hiçbir katkı sağlamamış. Öğrencileri Pazarcığın ismini kullanıyor, fakat beş kuruşluk bir katkıda bulunmuyor. Ne Pazarcık esnafı, ne Pazarcık sanayicisi okuldan faydalanamıyor.
Pazarcık sanayicileriyle görüştüm. Okulun açılması için büyük heyecan duyuyorlar. Bir İsmail DİZLEK, kendisi Göçdiz Oluklu Mukavva Fabrikasının yetkilisi. Bu okulda, (mesela oluklu mukavva ile ilgili bir) yeni bölüm açılmasının hâyâlini kuruyor.
Peki bu hâyâlin gerçekleştirilmesi bu kadar zor mu? Şu an Kahramanmaraş Merkez İlçede faaliyet gösteren okulda kaç bölüm var? Bilgisayar Programcılığı, Bilgisayar Muhasebesi ve Vergi Uygulamaları, Endüstri Bitkileri Yetiştirme ve Değerlendirme, İşletme, Pazarlama gibi klasik bölümler var. Esasında Pazarcığa özgü bölümler kurulmalıdır. Neden Fıstıkçılıkla ilgili bir bölüm olmasın? Neden Peynircilikle ilgili bir bölüm olmasın? Neden Pamukçulukla ilgili bir bölüm olmasın? Gerçi diyeceksiniz, işte endüstri bitkileri bölümü var, bu pamukçuluğu da kapsar. Bu yetmez. Bence Pazarcık’ta yetişen zirai ürünlere özgü bölümler kurulmalıdır. Bunun için de Okulun acilen Pazarcık’ta eğitime devam etmesi gerekir. Aksi hâlde, Kahramanmaraş’tan bu iş, uzaktan kumandayla yürütülemez.
Burada, Pazarcık Meslek Yüksek Okulunun neden Pazarcık’ta faaliyet gösteremediğine dair fiziksel problemlere, bina vb gibi sorunlara girmeyeceğim. Böyle sorunlar olsa da, Ben bu sorunların 10 yılda aşılmamasını anlayamam. Bir bina yapılması 10 yıl mı sürüyor? Arsa temini 10 yılda çözülemez mi? Bu gerekçelere “kargalar bile güler”?
Bir Yazar olarak görevimi ifa ediyorum ve “Pazarcık Meslek Yüksek Okulu Ne Zaman Pazarcık’ta Eğitime Başlayacak” diye soruyor ve İnsanımızı düşünmeye çağırıyorum. Bu sorunun cevabını da elbet (yetkili makamdakilerden) birileri verecektir.
Not: Yazılarımı takip edenler biliyor ki genelde yerel ağırlıklı yazı yazmıyorum. Bu günden sonra yerel ağırlıklı yazacağım. Pazarcık ve Kahramanmaraş üzerine çok sık yazı göreceksiniz Dostlar.
Ahmet Sandal
27- KAHRAMANMARAŞSPOR'DAN BİR HABER GELDİ
Maraş’tan bir haber geldi sözü çok bilindiği ve yaygın olduğu için ben de yazıma “Kahramanmaraşspor’dan bir haber geldi” diye başlık attım. Sırf dikkat çekmek için bu başlığı attım.
Zira, Meşhur bir türküdür. Çoğumuz biliriz ve söyleriz. “Maraş'tan bir haber geldi, Dediler ki Meyrik öldü oy oy” diye başlar. Bu türkü yaşanmış bir olaya dayanıyor. Pazarcıklı bir gelin Maraş’ta yattığı hastanede ölüyor ve gelinin anısına bu türkü dilden dile yayılıyor. Bu üzücü bir haber Maraş’tan gelmiş ve geçmişte kalmış. Allah bu tür üzücü haberlerden uzak etsin cümlemizi, İnşallah.
Biz şimdi geleceğe bakalım ve Kahramanmaraşspor’dan gelen sevindirici ve güzel haberlere bakalım.
Şahsıma Kahramanmaraşspor’dan her hafta bir haber geliyor. Sağolsun, Kulüp Genel Müdürü Faruk BİLGİLİ Kardeşim ve Değerli Hemşehrim, her hafta maç sonuçlarını SMS ile bildiriyor. Bu hafta SMS ile değil, bizzat bildirdi ve Diyarbakır’ı yendik dedi. Bu haftanın maç sonucu şu: Kahramanmaraşspor 1 - Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi DİSKİ Spor 0. Geçen hafta da Adana Demirspor’u 4-3 yenmiştik. Öyle bir yenmiştik ki, maç sonucunda Adana Demirspor yönetimi ve teknik ekibi baştan sona istifa etmek durumunda kaldı.
Evet, Kahramanmaraşspor’dan sevindirici haberler geliyor. Mesela, bir sevindirici haber de geçen gün haber46.com.tr internet sitesinde gözüme çarptı. Haberde; “Kahramanmaraşspor'un teknik direktörü Rahim Zafer, bir çok zorluğa rağmen başarılı sonuçlar almaya devam ettiklerini belirterek, "Hiç kimsenin hayal etmediği bir hedefe doğru gidiyoruz" diyor.
Kahramanmaraşspor’dan gelen haberler sevindirici ve umutlandırıcı. Haberler Kahramanmaraşspor’dan iyi ve güzel geliyor. Bu haberler insana “Kahramanmaraşspor şampiyon hey, Kahramanmaraşspor şampiyon hey”, dedirtiyor.
Geçen gün Kahramanmaraşspor Başkanı Muhammed GÜNKUT Bey Ankara’daydı. Yanında Kulüp Genel Müdürü Faruk BİLGİLİ Bey ile birlikte ziyaretimize geldiler. Muhammed GÜNKUT Başkan’ın, kendisinin cep telefonuna Kahramanmaraşspor adına taraftarlardan yoğun destek mesajları geldiğini söyledi. Almanya’dan SMS gönderen bir hemşehrimizin gönderdiği SMS mesajını birlikte okuduk ve duygulandık.
Biz de Ankara’da yaşayan bir Kahramanmaraş’lı olarak Kahramanmaraşspor’un bu sene şampiyon olmasını ve Teknik Direktör Rahin ZAFER Bey’in belirttiği hedefe doğru yılmaz bir azimle ilerlemesini bekliyoruz. Desteğimiz iki türlüdür. Öncelikle manevi olarak dualarımız hayırlısıyla Kahramanmaraşspor’un başarısı içindir. Bunun yanında Ankara’da her zaman desteklerimiz mevcuttur. Elimizden ne geliyorsa Kahramanmaraşspor için koşarız, koştururuz.
Yazımı şöyle bitirmek istiyorum. Şiir gibi seslenmek istiyorum: “Kahramanmaraşspor’dan iyi haberler geliyor hey hey. Kahramanmaraşspor hedefe kararlı bir şekilde ilerliyor hey hey. Kahramanmaraşspor tüm ekibiyle azimli bir şekilde çalışıyor hey hey. Taraftar Kahramanmaraşspor’u her zaman destekliyor hey hey. Kahramanmaraşspor şampiyon hey, Kahramanmaraşspor şampiyon hey.”
Ahmet Sandal
28-PAZARCIK İLÇESİNİN SORUNLARI VE ÇÖZÜM YOLLARI
Pazarcık ilçesinin sorunları ve çözüm yolları konusundaki düşüncelerimi yazmak istiyorum.
İŞTE PAZARCIK İLÇESİNİN SORUNLARI VE ÇÖZÜM YOLLARI
Aksu TV’mizde dün (20.06.2009 günü) bir program vardı. B Planı adlı programda Turgay TERZİBAŞ Pazarcık’tan canlı yayın yaparak İlçemizin sorunlarını enine boyuna tartışmaya ve katılımcıların görüşlerine açtı. Ben öncelikle, söz konusu programa emeği geçen başta Turgay Bey olmak üzere herkesi kutlarım. Ayrıca, o programda Pazarcığın sorunlarını dile getiren ve bu sorunlar için çözüm önerisi belirten Kıymetli Hemşehrilerimi de kutlarım. Aşağıda sunduğum Pazarcık İlçesinin Sorunları ve Çözüm Yolları başlıklı yazımı, B Planı Programı yayınlanmadan bir gün önce Pazarcık’ta Gazetecilik yapan Resul TOKLUCA vasıtasıyla, programda dile getirilmek üzere gönderdim. Pazarcık Çevre Kültür ve Yardımlaşma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi olarak Resul Bey’e gönderdiğim yazıdaki o hususlar B Planı adlı programda dile getirildi. Bu sorunları ve çözüm önerilerini ayrıca haber46.com.tr vasıtasıyla da dile getirmek istedim.
PAZARCIK İLÇESİNİN SORUNLARI VE ÇÖZÜM YOLLARI
1- EĞİTİM
Pazarcık Merkezde 4 Lise 9 İlköğretim 1 Anaokulu bulunmakta olup bu liselerin 2’sinde müdürler asildir. Anadolu Lisesi ile Pazarcık Lisesini yaklaşık 3 yıldır müdür yardımcıları yönetiyor. Bu eğitim kalitesini düşürüyor. Bir kısım Okul Yöneticileri de vekâlet olduğu için Kahramanmaraş’ta oturuyor ve bu durum uzun vadeli eğitim planlaması açısından sakınca oluşturuyor.
Pazarcık Meslek Yüksek Okulu’nun 7 yıldır adı var kendisi yok. Bu okul öğrencileri Pazarcığı görmeden mezun oluyorlar. Pazarcık MYO biran önce Pazarcık’taki hizmet binasında eğitime başlamalıdır.
2- SAĞLIK
Sağlık hizmetlerinde ise hastane yeterli olup bir kaç branş dışında doktor açığı yoktur. Ancak su tesisatının yapılmasına rağmen düzenli akmaması bazı aksaklıklara meydan veriyor.
3- SANAYİ
İşadamlarının sanayi maksatlı yatırımlarda bulunmasını teminen yeni teşvikten yararlandırılması için Kaymakamlık ve Belediyenin gerekli hassasiyeti göstererek etkin girişim ve çabalarda bulunması icap eder.
4- TARIM - ORMANCILIK
Çiftçilerimizin eğitimine büyük önem verilmesi gerekir. Çiftçilerimiz hem ürünlerin artırılması hem de anız yangınlarına yol açmamaları yönünde eğitilmelidir. Orman Köylülerinin Orman Bakanlığı kaynaklarından daha fazla yararlandırılarak güneş enerjisi, süt sığırcılığı gibi imkânları kullanması sağlanmalıdır. Pazarcık İlçe sınırları içerinde bir ormanlık alanın mesire yeri olarak tahsis edilmesi faydalı olacaktır. Ağaçlandırma sahaları artırılmalıdır.
5- İŞSİZLİK
İşsizlik Pazarcık İlçesi halkı için ciddi bir sorundur. Bunu önlemek üzere, öncelikle sanayi tesislerinin sayısı artırılmalıdır. İşsizliği azaltmak üzere ikinci olarak, mevsimlik projeler geliştirilmelidir. Örnek vermek gerekirse, Kaymakamlık ve Belediye işbirliği ile ağaç dikimi, yolların çevre düzeni, temizliği ve bakımı, cadde duvarlarının boya ve badanalanması gibi işsizliği azaltıcı mevsimlik yatırımlar planlanmalıdır.
6 – SU VE KANALİZASYON
İlçeye gelen su ana hattın ve şehir İçi su şebekesinin tamamen yenilenmesi lazım. Pazarcık merkez ilçenin bazı mahallelerine Aksu Çayı’nın kumluk kısmından çıkarılan su, bazı mahallelerine ise kaynak suyu veriliyor. Pazarcık’ta halk, çoğunlukla kalitesiz su içiyor. Bunun giderilmesi için (Pazarcık İlçesi Kısık Köyü sınırları içerisinde bulunan su kaynağından ya da Malatya Doğanşehir sınırları içerisinde bulunan Erkenek Suyundan içme suyu temin edilebilir mi) civardaki su kaynaklarından su teminin yolları araştırılmalıdır.
Kanalizasyon şebekesi yenilenmeli ve kanalizasyona dahil olmayan ev ve işyerleri tespit edilmelidir.
7- ALTYAPI VE ULAŞIM
İmar planının bir daha gözden geçirilmesi lazım.
Sokakların birçoğu delik deşiktir. Bu sokaklar asfaltlanmalıdır.
İlçemiz doğu ile batı arasında bir köprü vazifesi görmektedir. Transit taşımacılık yapan ağır tonajlı araçlar Malatya Asfaltı dediğimiz yolun devamlı surette bozulmasına ve çökmesine yol açmaktadır. Bu yolun yalnızca belirli tonajlardaki araçlar için açık tutulması ve ağır tonajlı araçların yapılacak çevre yoluna kaydırılması gerekir.
8- KALDIRIM VE OTO PARK
İlçe merkezindeki dükkânların büyük kısmı kaldırım işgali yaparak dükkânlarındaki tezgâhlarını kaldırımlara yaymaktadır. Bu duruma son vermek üzere Belediye etkin denetimler yapmalıdır. İlçe merkezinde oto parkların yapılması ve 12 Eylül Caddesi, 1.Cadde ve Atatürk Caddesine araçlar için park yasağı konması, şehir içi trafiğin yeniden düzenlenmesi gerekir.
9- ÇEVRE
İlçenin sokakları genel olarak bakımsızdır. Yeşil alanlar azdır. Düzenli çöp depolama sahası bulunmamakta olup çöpler, Bağdınısağir Mahallesinin hemen yanı başındaki bahçeler ve bağlar içine dökülmektedir. Tek bir merkez için katı atık deponi tesisi kurmak maddi açıdan ve işletme bakımından uygun değildir. Bunun çözümü için Kahramanmaraş ve Türkoğlu vb Belediyeler içinde bulunduğu Katı Atık Yönetimi Birliğine Pazarcık Belediyesi de katılmalıdır. Bu Birlik Çevre ve Orman Bakanlığından maddi ve teknik destek alarak üç Belediyenin ortak kullanacağı bir çöp döküm merkezi inşa edilmelidir.
Kartalkaya Baraj havzanın hemen yanı başında yani çok yakınında sanayi tesisleri olması çok yanlış ve Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliğine aykırıdır.
Halkın mesire yer olarak kullandığı parkın etrafı bakımsızdır. Bu alana, içki şişeleri, moloz ve hafriyat vb gibi atıklar atılmaktadır.
Pazarcık’taki bir önemli çevre sorunu da, özellikle yaz sezonunda mahalle ortalarında, sokak aralarında çevreyi rahatsız edecek şekilde yapılan düğün törenleridir. Bunun Belediye ve Kaymakamlık tarafından önlenmesi gerekir.
Pazarcık merkezindeki bu çevre sorunlarının yanında, Aksu Nehir yatağı da çevre kirliliği ile baş başa kalmış durumda. Pazarcık’a bağlı bazı köylerin lağım suları Aksu Nehrine akmaktadır. Bunun yanında, Aksu Nehrinin bazı bölgelerinden çalıştırılan kum ocakları da usulüne göre çalışmıyor. Örneğin, Aksu Nehrinin Narlı Köprüsü yanındaki kum ocakları her tarafı delik deşik etmişler. Çirkin bir görüntü, insana ve doğaya saygısızlık bu. Bu sorunların giderilmesi için ciddi ve sürekli denetim gereklidir.
Ahmet SANDAL