İNSAN VE DÜNYA ÜZERİNE GÖRÜŞ VE DÜŞÜNCELERİM
  8-EĞİTİM VE ÖĞRETİM
 

EĞİTİM VE ÖĞRETİM ÜZERİNE GÖRÜŞ VE DÜŞÜNCELERİM

 

1-    EĞİTİM, ÖĞRENCİ VE ÖĞRETMEN DENİLDİĞİNDE AKLIMA İLK GELENLER

Bir eğitim yılını daha tamamladık. Akıp gidip zaman içerisinde, bir eğitim yılı daha geride kaldı. Bu yıl biraz hızlı mı geçti ne? Tabii, yılların hızlı ya da yavaş geçmesi mümkün değil. Güneş, Dünya ve ay kendi yörüngesinde her zamanki gibi, her zamanki hızda akar gider. Hepsi de kendilerine gösterilen yörüngede hareket ederler ve kendilerine verilen görevlerin bir saniye bile dışına çıkamazlar. Kainatta özgür bırakılan yalnız insandır.

Kainatta özgür bırakılan işte bu insan eğitime muhtaçtır. Belirtmeye dahi lüzum yoktur ki, eğitim çok çok önemlidir. Eğitim ekmek ve su kadar gereklidir. Peki bu kadar önemli bir husus Ülkemizde gerçekten aynı önemde ele alınıp da düşünülüyor mu? Maalesef bu soruya “evet” cevabını veremiyorum. Çünkü, manzara aşağıdaki gibi.

Evet, eğitim denildiğinde ne anlıyoruz? Ya da eğitim denildiğinde Dünyanın çeşitli Ülkelerinde yaşayan insanlar ne anlıyor, Türkiye’de yaşayanlar ne anlıyor? Sizi bilmem de ben eğitim denildiği zaman “acımasız bir rekabet” anlıyorum. Öyle bir acımasızlık var ki, ilk yüzde 3’e gireceksin deniyor. Peki son %97 ne olacak? Ya da ilk %10’a gireceksin. Peki, son %90 ne olacak? Cevabı çok açık. Altta kalanın canı çıksın durumları.

Sizi bilmem eğitim denildiğinde benim aklıma “elek” geliyor. Çok az birileri eleğin altında kalıyor, çokları eleğin altına düşüyor. Eğitim sanki “adam yetiştirme sanatı değil de adam harcama sanatı” gibi. Tabii, bu mülahazama birileri, nüfus bahanesiyle karşı çıkabilir. Yani bu kadar çocuğa, bu kadar gence, ancak bu kadar imkan sağlanabilir diyebilir. Bu söz çok anlamsız olsa da, birileri bu gerekçeye sığınır. Dünya nimetleri ve dünyadaki tüm imkanlar insanlar içindir ve bu imkanlar herkese yeter. Kapitalizmin altta kalanın canı çıksın anlayışıyla, “bir kişiye dokuz pul, dokuz kişiye bir pul” taksimatını yaparsan, elbette bu imkanlar Dünyadaki herkese yetmez.

Sizi bilmem ben eğitim denildiğinde “eski o koca değirmen taşları” var ya, (şimdiki gençler o değirmen taşlarını gördü mü hiç!) onlar aklıma geliyor. Silindir de aklınıza gelebilir. Ha değirmen taşında un-ufak ezmişsin, ha silindir altında pestilini çıkarmışsın. Fark etmez. Burada un-ufak yapılanlar ya da pestili çıkarılanlar yalnızca öğrenciler değil, öğrenci ve ebeveyni yani anne babası da aynı akıbete duçar. Eğitimde maddi ve manevi olarak eziliyor insanlar.

Sizi bilmem eğitim denildiğinde benim aklıma “taklitçilik” geliyor. Maalesef, eğitimde taklitçilik geçerli. Yani yeni ufuklar açmak yerine, eskiden açılmış bir yol gösteriliyor ve bu yolda aynen geçmiştekiler gibi yürü deniliyor. Yol da yol olsa bari. Patika yol. Taklitçiliği aşalım, öğrenciler yeni ufuklar açsınlar diye, birkaç yıldır “proje ödevi” diye bir model getirdiler. Bu sefer de, iş şeklî bir kalıba döküldüğü için, yine göstermelik işler yapılıyor. Çocuk ya da genç açıyor bilgisayarı, giriyor internete bir şeyler kopyala, kes ve yapıştır mantığıyla ne yaptığının da farkına varmadan bir ödev hazırlıyor. Bu da taklitçilik oluyor.

Yazı hacmini fazla uzatmayayım. Peki, öğrenci deyince sizin aklınıza ne geliyor? Sizi bilmem benim aklıma “yarış atı” geliyor. Peki başka neler geliyor? Şimdiki öğrenciler cep telefonu, bilgisayar gibi teknolojilere aşırı derecede hayran. Bu hayranlık o kadar üst noktada ki, cep telefonu ya da bilgisayar gibi teknolojileri bir araç olarak değil de sanki bir maksat bir amaç olarak görüyorlar. Bir kişi hayranı olduğu şeyin hâkimi olamaz, ancak mahkumu olur. Öğrenci denildiğinde, “gününü gün etmeye çalışan, boş işler ve eğlence meraklısı” tipler aklıma geliyor. Öğrenci deyince başka hususlar da aklıma geliyor fakat sözü uzatmaya gerek yok.

Peki öğretmenler deyince aklınıza ne geliyor? Ben burada da sözü uzatmayacağım. Hatta daha kestirme bir yol izleyeceğim ve tek bir söz, tek bir cümle kullanacağım. Sizi bilmem ben öğretmen denildiğinde, “günü kurtarmaya çalışan insanlar topluluğu” aklıma geliyor.

Evet, eğitim, öğrenci ve öğretmen denildiğinde aklıma ilk gelenler bunlar. Yani burada şunu ifade etmeliyim. Eğitimde iyi hususlar, yeni gelişmeler var, öğrenciler arasında yukarıdaki tanımlamanın dışında kalanlar elbette var, ideallerini bayrak yapan öğretmenler kesinlikle Ülkemizin her köşesinde mevcut. Sözüm elbette onlar için değil. Zaten, eli öpülesi o Öğretmenlerimiz bu sözleri üzerlerine asla almazlar. Buna rağmen bu yazdıklarıma itiraz edenler yazının başlığına bir kez daha baksınlar. Çünkü, yazımın başlığı yanlış anlamaya manidir.

Dileğim odur ki, gelecekte eğitim denildiğinde, “yüzde yüz kalite, çocukları ve gençleri aç ve açıkta bırakmayan bir istikbal planlaması ve yalnızca ideallerini düşünen öğrenci ve öğretmenler akla gelsin.”

Ahmet SANDAL

 

2-      KİLİS 7 ARALIK ÜNİVERSİTESİNE ZİYARET

2009-2010 yılı eğitim-öğretim yılına geçen hafta içinde başlayan Kilis 7 Aralık Üniversitesi'ne bir grup Kahramanmaraşlı Hemşehrimizle birlikte 15 Eylül 2009 günü, Üniversiteyi tanıma-öğrenme ve Rektörü ziyaret etme maksadıyla bir gezi düzenledik

Bu gezide, Rektör Prof. Dr. İsmail GÜVENÇ'i, makamında ziyaret ederek, yeni kurulan Üniversite hakkında bilgi aldık. Üniversiteyi yerinde tanıma ve görme fırsatı bulduk. Öncelikle belirtmemiz gerekir ki, yeni kurulan bir kurum ve kuruluşu yönetmek zordur. Yeni kurulan kurum ve kuruluşun ihtiyaçları çoktur. Bu noktada hassaten belirtmek gerekir ki, Rektör Prof. Dr. İsmail GÜVENÇ’I çalışma azmi ve heyecanı içerisine bulduk. Sayın GÜVENÇ’i zorlukları aşacak azim ve kararlılıkta gördük. Kendisini,eğitim ve öğretim yılının başladığı günlere denk gelen bu gezide oldukça yoğun bir iş temposu içerisinde bulduk. Bu nedenle, kendisiyle görüşmemiz uzun bir toplantı sonrasına denk geldi.
Sözkonusu bu gezi vesilesiyle öğrendiğimiz bilgilere gore, “Kilis 7 Aralık Üniversitesi 29 Mayıs 2007 tarihli Resmi Gazete yayınlanan kuruluş kanunu ile çalışmalarına resmen başladığı, Üniversitenin, hâlihazırda iki kampüste, İktisadi ve İdari Bilimler, Fen-Edebiyat ve Eğitim Fakülteleri ile birlikte 1 Yüksek Okul, 2 Meslek Yüksek Okuluyla eğitim ve öğretim çalışmalarına devam ettiği, bu eğitim kurumları yanında, Üniversitede lisansüstü eğitimin yürütüldüğü 2 enstitünün bulunduğu, Üniversitede halen lisan düzeyinde yaklaşık 3500, yüksek lisans düzeyinde ise 200 kadar öğrencinin mevcut olduğu” anlaşılmıştır. Bunun yanında, Üniversitede fiziki alt yapı anlamında da mesafe katediliği, bina ve ekipman anlamındaki yapım çalışmalarının da devam ettiği ziyaret sırasında bizzat müşahede edilmiştir.
Kilis 7 Aralık Üniversitesinde gerçekleştirdiğimiz bu gezi öncelikle Üniversiteyi tanıma ve öğrenmeyi ve bunun yanında, geç de olsa, Hemşehrimiz Rektör Sayın Prof. Dr. İsmail GÜVENÇ'i makamında ziyaret ederek kutlama ve başarı dileklerinde bulunmamızı sağlamıştır. Ziyarete katılan Hemşehrilerimiz olarak üniversitenin fiziksel mânâda (bina ve ekipman olarak) gelişme içerisinde olduğunu bizzat müşahede ettik. Aynı gelişme ve ilerlemenin eğitim ve öğretim kadrosu açısından da sağlandığını ya da kısa bir sure içerisinde sağlanacağını düşünüyoruz.
Bilindiği üzere, Dünyada ve Ülkemizde Üniversitelerin üç temel hedefi bulunmaktadır. Bunlar, 1-Eğitim-Öğretim, 2-Araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) ve 3-Yayın, yani bilginin ilgililere iletilmesidir. Kilis 7 Aralık Üniversitesi yeni bir Üniversite olması hasebiyle elbette bu üç temel görevi, sınırlı bir şekilde ve ancak belli bir düzeyde yerine getirebilir. Ancak, bu üç alanda da Kilis 7 Aralık Üniversitenin gerekli çalışmaları, kapasitesine göre en üst seviyede yapacağına inanıyorum. Zira, bu gezi bu husustaki inancımın kuvvetlenmesine vesile olmuştur.
Kilis 7 Aralık Üniversitesi'ne bir grup Kahramanmaraşlı Hemşehrimizle gerçekleştirdiğimiz bu gezi, Üniversite hakkında bizzat yerinde öğrenilen yeni bilgiler ışığında son bulmuştur. Kilis 7 Aralık Üniversitesinin Rektöründen okutmanına, Müdüründen memuruna kadar tüm görevlilerine ve Üniversitede eğitim gören tüm öğrencilerine sağlık, başarı ve mutluluklar dilerim.

Ahmet Sandal


                                     

3-BİR OKURUMA CEVAP YA DA EĞİTİME DAİR

Geçen ay yazdığım bir yazıya bir okurum, “bardağın boş tarafını göstermişsin, yazınızı okurken kasvet bastı, eğitimdeki sorunlara çözüm öneriler göster, bir mum da sen yak” mealli sözler sarfetmiş, yorumda bulunmuştu. O okuruma cevap yazacağımı söylemiştim.

Evet, eğitim meselelerinin temelinde ne var? Öğretmenlerimizin yetersizliği mi, öğrencilerimizin
isteksizliği mi, okullardaki teknolojik, donanım, fiziki ve benzeri imkansızlıklar mı, okul idarecilerimizin ya da genel olarak yöneticilerimizin ilgisizliği mi, bilgisizliği mi, eğitim sistemindeki katı yaklaşımlar mı, toplumdaki tembellik
ve çözümü başkasından bekleme anlayışı mı? Hangisi var?

Hangisi yok ki, diye söylenenleri duyar gibi oluyorum. Çoğu zaman, temel konulardaki meselelerin bir tek sebebi olmadığı ve çeşitli sebepleri olduğu gibi, burada da yani eğitim
sorunlarında da çeşitli sebepler mevcuttur.

Öğretmenlerimiz çağın gerekleriyle yüzde yüz donatılmamıştır. Yabancı dil hâkimiyeti yüzde yüz olup da dünyanın ileri ülkelerindeki gelişmeleri takip edecek donanımda kaç
öğretmenimiz var? Çok açık bir gerçek ki, bu kalitede öğretmen maalesef azdır.

Öğretmenlerimiz, hem okul içi hem de okul dışı davranışlar açısından “bir model” olmalıdır. Model öğretmen sayısı yüzde kaçtır? Öğretmenlerimiz öğrencilere “hak, hukuk, adalet, empati, sempati, hoşgörü” noktasında söz ve
davranışlarıyla örnek olmalıdır. Sözü uzatmaya gerek yok.

Öğrencilerimizin durumuna geldiğimizde, öğrencilerimizin okula karşı isteksizliklerinin temelinde, işte şu dört hakikat yatmaktadır. Birincisi, okul dedikleri zaman kafalarında çağrışan “kuralcılık” oluyor. Başlaması bitmesi, okuması yazması, defteri kitabı ile baştan sona kuralcılık kokan sistem değişmelidir. Tek merkezden yönetilen eğitim anlayışı kuralcıdır.

Kuralcılık insanlara nerede olursa olsun itici gelir. Önemli olan kuralcılık değil, kurallarda zamana-şarta göre esneklik ve serbestliktir. Bunu sağlamak gerek. İkincisi, öğrencilerin “okula gitme ve gönderilme nedenleri” onları
isteksiz yapıyor. Öğrenciler okula bir meslek sahibi olmak için, maddi kazanç sağlama kapısı olduğu için gönderiliyor. Böyle olunca da, kısa yoldan köşe dönme felsefesi zihinlere işliyor. “Doktor olsam da birkaç yıl içinde zengin olsam, mühendis olsam da müreffeh bir hayat yaşasam” hayalleri kuran öğrenci okulu ara bir kademe olarak görmeye başlıyor. Okul ara bir kademe değil, beşikten mezara kadar öğrenmek ve öğretmekle sorumlu olduğumuz bir kutsal mekân olarak gösterilmeli ve öyle görülmelidir. Üçüncüsü, Okuldaki öğretmen ve idarecilerin formel yaklaşımları öğrencileri isteksiz yapıyor. Maaşı için öğretmenlik ve idarecilik yapanlardan formel davranış dışında bir tavır beklememek gerek.

Maalesef öğretmen ve okul idarecilerinin çoğu bu anlayışta. Dördüncüsü, öğrenciler kendilerinden önceki ağabeylerinin yaşadığı tecrübe ve okul sonrası üniversiteye girememe, bir işe yerleşememe gibi durumlara bakarak isteksiz oluyor ve “okusam da nasıl olsa bir işe yaramayacak” diye düşünüyor.

Eğitim sorunları arasında öğretmen ve öğrenci temelindeki bu sorunlar yanında, fiziki, teknolojik imkânsızlıkları, dershanelerin okulun yerini alması ve benzeri sorunları
sayabiliriz. Bunların çözümü çok açıktır. Devletin eğitim hizmetleri dışındaki alanlarda savurganlığını bilmeyen yok. İşte bu alanlarda ciddi bir tasarrufa gidilmeli ve eğitime daha fazla kaynak ayrılmalıdır.



Toplumun da bu arada eğitimde en önemli noktada olduğunu belirtmeliyiz. Toplumdaki fertler, “okulu Devletin bir
okulu değil, Milletin okulu” olarak görmelidir. Okula bakış açısı değiştirilmelidir. Toplumdaki fertler eğitim sorunlarına karşı bizzat aktif destek sağlamalı ve
tabir yerindeyse “elini taşın altına sokmalıdır”.

Yukarıda sıraladığım bütün sorunlar çözümü için, özetle, “katı merkezî yönetim anlayışının terk edilmesi
ve okulların yerinden yöneyim anlayışı içerisinde yönetilmesi, kuralcılığın terk edilmesi, toplumun zihniyet olarak değişmesi, eğitime daha fazla kaynak ayrılması” gerekmektedir. İşte bu noktalarda herkes çaba göstermelidir. Çözümü, Devlet yetkililerinin çalışıp çabalayıp kanun ve kural getirmesinde aramayalım, çözümü A’dan Z’ye Millette arayalım. Herkes karşısındakinin değişmesini bekler, ama hiç kimse kendisini değiştirmeyi düşünmez. Eğitimde de bu geçerlidir.

Öyleyse, “eğitim sorunlarının çözümü için lütfen karşımızdakine değil, kendimize bakalım ve yukarıda gösterdiğim çözüm yolları itibariyle hemen harekete geçelim.”

Ahmet Sandal

 

3-      EĞİTİM, ÖĞRENCİ VE ÖĞRETMEN DENİLDİĞİNE AKLIMA İLK GELENLER



Bir eğitim yılını daha tamamladık. Akıp gidip zaman içerisinde, bir eğitim yılı daha geride kaldı. Bu yıl biraz hızlı mı geçti ne?

Tabii, yılların hızlı ya da yavaş geçmesi mümkün değil. Güneş, Dünya ve ay kendi yörüngesinde her zamanki gibi, her zamanki hızda akar gider. Hepsi de kendilerine gösterilen yörüngede hareket ederler ve kendilerine verilen görevlerin bir saniye bile dışına çıkamazlar. Kainatta özgür bırakılan yalnız insandır.

Kainatta özgür bırakılan işte bu insan eğitime muhtaçtır. Belirtmeye dahi lüzum yoktur ki, eğitim çok çok önemlidir. Eğitim ekmek ve su kadar gereklidir. Peki bu kadar önemli bir husus Ülkemizde gerçekten aynı önemde ele alınıp da düşünülüyor mu? Maalesef bu soruya “evet” cevabını veremiyorum. Çünkü, manzara aşağıdaki gibi.

Evet, eğitim denildiğinde ne anlıyoruz? Ya da eğitim denildiğinde Dünyanın çeşitli Ülkelerinde yaşayan insanlar ne anlıyor, Türkiye’de yaşayanlar ne anlıyor? Sizi bilmem de ben eğitim denildiği zaman “acımasız bir rekabet” anlıyorum. Öyle bir acımasızlık var ki, ilk yüzde 3’e gireceksin deniyor. Peki son %97 ne olacak? Ya da ilk %10’a gireceksin. Peki, son %90 ne olacak? Cevabı çok açık. Altta kalanın canı çıksın durumları.

Sizi bilmem eğitim denildiğinde benim aklıma “elek” geliyor. Çok az birileri eleğin altında kalıyor, çokları eleğin altına düşüyor. Eğitim sanki “adam yetiştirme sanatı değil de adam harcama sanatı” gibi. Tabii, bu mülahazama birileri, nüfus bahanesiyle karşı çıkabilir. Yani bu kadar çocuğa, bu kadar gence, ancak bu kadar imkan sağlanabilir diyebilir. Bu söz çok anlamsız olsa da, birileri bu gerekçeye sığınır. Dünya nimetleri ve dünyadaki tüm imkanlar insanlar içindir ve bu imkanlar herkese yeter. Kapitalizmin altta kalanın canı çıksın anlayışıyla, “bir kişiye dokuz pul, dokuz kişiye bir pul” taksimatını yaparsan, elbette bu imkanlar Dünyadaki herkese yetmez.

Sizi bilmem ben eğitim denildiğinde “eski o koca değirmen taşları” var ya, (şimdiki gençler o değirmen taşlarını gördü mü hiç!) onlar aklıma geliyor. Silindir de aklınıza gelebilir. Ha değirmen taşında un-ufak ezmişsin, ha silindir altında pestilini çıkarmışsın. Fark etmez. Burada un-ufak yapılanlar ya da pestili çıkarılanlar yalnızca öğrenciler değil, öğrenci ve ebeveyni yani anne babası da aynı akıbete duçar.

Sizi bilmem eğitim denildiğinde benim aklıma “taklitçilik” geliyor. Maalesef, eğitimde taklitçilik geçerli. Yani yeni ufuklar açmak yerine, eskiden açılmış bir yol gösteriliyor ve bu yolda aynen geçmiştekiler gibi yürü deniliyor. Yol da yol olsa bari. Patika yol. Taklitçiliği aşalım, öğrenciler yeni ufuklar açsınlar diye, birkaç yıldır “proje ödevi” diye bir model getirdiler. Bu sefer de, iş şeklî bir kalıba döküldüğü için, yine göstermelik işler yapılıyor. Çocuk ya da genç açıyor bilgisayarı, giriyor internete bir şeyler kopyala, kes ve yapıştır mantığıyla ne yaptığının da farkına varmadan bir ödev hazırlıyor. Bu da taklitçilik oluyor.

Yazı hacmini fazla uzatmayayım. Peki, öğrenci deyince sizin aklınıza ne geliyor? Sizi bilmem benim aklıma “yarış atı” geliyor. Peki başka neler geliyor? Şimdiki öğrenciler cep telefonu, bilgisayar gibi teknolojilere aşırı derecede hayran. Bu hayranlık o kadar üst noktada ki, cep telefonu ya da bilgisayar gibi teknolojileri bir araç olarak değil de sanki bir maksat bir amaç olarak görüyorlar. Bir kişi hayranı olduğu şeyin hâkimi olamaz, ancak mahkumu olur. Öğrenci denildiğinde, “gününü gün etmeye çalışan, boş işler ve eğlence meraklısı” tipler aklıma geliyor. Öğrenci deyince başka hususlar da aklıma geliyor fakat sözü uzatmaya gerek yok.

Peki öğretmenler deyince aklınıza ne geliyor? Ben burada da sözü uzatmayacağım. Hatta daha kestirme bir yol izleyeceğim ve tek bir söz, tek bir cümle kullanacağım. Sizi bilmem ben öğretmen denildiğinde, “günü kurtarmaya çalışan insanlar topluluğu” aklıma geliyor.

Evet, eğitim, öğrenci ve öğretmen denildiğinde aklıma ilk gelenler bunlar. Yani burada şunu ifade etmeliyim. Eğitimde iyi hususlar, yeni gelişmeler var, öğrenciler arasında yukarıdaki tanımlamanın dışında kalanlar elbette var, ideallerini bayrak yapan öğretmenler kesinlikle Ülkemizin her köşesinde mevcut. Sözüm elbette onlar için değil. Zaten, eli öpülesi o Öğretmenlerimiz bu sözleri üzerlerine asla almazlar. Buna rağmen bu yazdıklarıma itiraz edenler yazının başlığına bir kez daha baksınlar. Çünkü, yazımın başlığı yanlış anlamaya manidir.

Dileğim odur ki, gelecekte eğitim denildiğinde, “yüzde yüz kalite, çocukları ve gençleri aç ve açıkta bırakmayan bir istikbal planlaması ve yalnızca ideallerini düşünen öğrenci ve öğretmenler akla gelsin.”

Ahmet Sandal

 
 
  Bugün 7 ziyaretçi (9 klik) kişi burdaydı!  
 
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol